Sanatla Bir Kesişim Alanı; Secant Space

Cihangir’de çoğu insanın pek tercih etmediği ama keşfettiğinde ise çok sevdiği bir güzergahtır Akarsu Yokuşu… Bir kısmı merdiven, bir kısmı yol olan bu yokuşun bazı noktalarında Boğaz’daki gemileri görmek mümkündür. Sessiz, sakin Cihangir sokakları arasında yer alan bu yokuşta bir süredir yeni ve şirin bir sanat mekânı bulunuyor: Secant Space

İstanbul merkezli Secant Space, her disiplinden sanatçıların yanı sıra küratörler, mimarlar, tasarımcılar ile araştırmacılarla çalışan bir küratörlük ve sanatçı konuk programına sahip… Aynı zamanda İstanbul’un canlı sanat ortamındaki diğer mekanlar ve kültürel aktörlerle işbirliği içinde açık stüdyolar, sergiler ve toplantılar düzenleyen bir platform.

Kuruluşundan itibaren Secant Space’in temel yaklaşımı, sergiyi yalnızca sergilenen işlerden ibaret bir sonuç alanı olarak değil, bir araştırma ve karşılaşma zemini olarak ele almak olmuş. Bu nedenle sanatçı rezidansları, yazınsal üretimler, süreç temelli projeler ve disiplinlerarası buluşmalar, mekânın ana omurgasını oluşturuyor. Üretimden çok üretimin koşullarına odaklanan bu yaklaşım, katılımcı sanatçılara belirli bir çıktı zorunluluğu dayatmaktan kaçınıyor; zaman, mekân ve bağlamla kurulan ilişkinin kendisini merkeze alıyor.

Secant Space ile çalışma süreci çoğunlukla uluslararası işbirlikleri ve kültürel ağlar üzerinden ilerliyor. Farklı ülkelerden sanatçı ve araştırmacılar, İstanbul’un gündelik ritmi, mimarisi ve sosyo-kültürel katmanlarıyla temas ederek projelerini burada yeniden düşünme imkânı buluyor. Bu durum, mekânı bir “ev sahibi”nden ziyade, üretim sürecine dâhil olan aktif bir aracı konumuna yerleştiriyor.

Bu yaklaşımın son örneklerinden biri, Çinli sanatçılar Ziyun ve Wang Chao’nun “Moving Park” başlıklı sergisiydi. Sergi, Guangzhou’dan İstanbul’a uzanan bir misafir sanatçı programının parçası olarak şekillendi ve Secant Space’in süreç odaklı yapısını görünür kılan bir deneyim alanı sundu.

Ziyun ve Wang Chao’nun ortak üretimi; şehir deneyimi, gündelik malzeme kullanımı ve geçici yapılar etrafında şekilleniyor. Moving Park, tamamlanmış ve sabitlenmiş işlerden çok, mekân içinde dönüşmeye devam eden bir kurgu olarak ele alınıyor. Sergi süresince sanatçılar üretimlerine devam ediyor; izleyici, mekânı her ziyaret ettiğinde farklı bir yerleşim ve ilişki ağıyla karşılaşıyor. Böylece sergi, bir park gibi; durulan, geçilen, değişen ve yeniden kurulan bir alan hâline geliyor.

Sergide karakalemle üretilmiş çok sayıda insan manzarası dikkat çekiyor. Bu çizimler, Çin’in endüstriyel yaşamından emekçi insan figürlerini barındırırken; bazı işler daha müstakil yaşam alanlarını ve gündelik hayattan kesitleri sunuyor. Sanatçılar ayrıca ağaçlardan ürettikleri yontu eserlerle de mekânda varlık gösteriyor. Ahşaptan yapılmış iki martı maskesi, sergide mizahi bir durak olarak öne çıkıyor; ziyaretçiler bu maskeleri takarak selfie çekebiliyor.

Sanatçıların İstanbul’daki misafirlikleri sırasında ev sahiplerinin gündelik eşyalarını kullanarak ürettikleri enstalasyonlar ise sergiye bir “zihn-i sinir” bakışı ekliyor. Serginin ilk açılışında ağırlıklı olarak Çin’de üretilmiş işler yer alırken, 12 Şubat’ta gerçekleşecek ikinci açılışta, sanatçıların İstanbul’da kaldıkları süre boyunca ürettikleri yeni işlerin izleyiciyle buluşması planlanıyor.

Secant Space, yalnızca bir sergi mekânı olmanın ötesinde; farklı coğrafyalardan sanatçıları İstanbul’daki sanatseverlerle buluşturan, sakin ama etkili bir hat açan üretim odaklı bir sanat alanı olarak dikkat çekiyor. Önümüzdeki dönemde, yeni sanatçı ve üretimlerle bu kesişim alanını daha da genişletmeye devam edeceği şimdiden hissediliyor.

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.