Bilim tarihi, zaman zaman sınırları zorlayan hatta onların ötesine geçen isimlerin portreleriyle zenginleşir. Tıpkı Albert Einstein’ın görelilik devrimi ve Emmy Noether’in matematiksel simetrilerde yarattığı kırılma gibi…1990’ların sonunda doğmuş bir fizikçi olan Sabrina Gonzalez Pasterski’nin hikâyesi de, geleneksel bilimsel akademi çizgisini takip etmektense merakın ve disiplinin bir araya geldiği sıra dışı bir yolculuğun ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.
Sabrina Gonzalez Pasterski, 1990’ların başında ABD’de doğdu. Henüz çocuk yaşlarda farklı ilgi alanlarıyla dikkat çekti. Çocuklar genellikle hikâyelerden öğrenirken, Pasterski merakını pratiğe dökerek kendi projelerini tasarladı. Bunun en çarpıcı örneği ise 14–15 yaşlarındayken geliştirdiği ve uçurmayı başardığı kendi tasarımı uçak oldu. Bu projeyle kendini genç yaşta sadece teorik kavramlarla sınırlı kalmayan, aynı zamanda mühendislik ve uygulamalı bilimlerde de cesur adımlar atan bir zihin olarak kanıtlamış oldu.
Sorularını eyleme dönüştürme kapasitesi, soyut kavramlarla uğraşırken hayata geçirilmiş bir pratiğe sahip olmasının ilk göstergesiydi.
Pasterski’nin ailesi onu genç yaşta ABD’de bilim ve matematik eğitimi açısından seçkin bir yer olarak kabul edilen IMSA’ya gönderdi. IMSA, onu sıradan bir öğrenci olmaktan çıkarıp disiplinli bir araştırmacı adayı haline getiren ilk adımlardan biri oldu.
Lisans eğitimini fizik üzerine MIT’de tamamladı. Genellikle genç bilim insanları bu tür teknik ağırlıklı eğitimlerde teorik açıdan zorlansa da, Pasterski teorik fizik ile uygulamalı projeleri bir arada götüren nadir kişilerden biri olarak öne çıktı.
2019 yılında Harvard’da teorik fizik doktorasını tamamladı. Doktora tezi, yerçekimi ve uzay-zamanın derinlemesine soru işaretlerini ele alıyordu. Danışmanı, teorik fizikte uluslararası bir isim olan Andrew Strominger’dı.
IMSA’dan sonra MIT ve ardından Harvard’a uzanan bu eğitim çizgisi Pasterski’yi hem disipliner derinliği hem de akademik seçkinliğiyle tanımlayan ana hat oldu.
Pasterski’nin akademik odağı yüksek enerji teorisi, uzay-zamanın yapısı ve yerçekimi problematiği ekseninde, klasik parçacık fiziği ile kuantum alan kuramı arasında bir yerde konumlanıyor.
Perimeter Institute profiline göre araştırma odağı, yerçekimi ve kuantum mekaniği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışan “celestial holography” gibi yeni teorik çerçeveler üzerine yoğunlaşıyor. Bu alan, bir bakıma Albert Einstein’ın geride bıraktığı pek çok sorunu ve modern fiziğin en zorlayıcı kümelenmelerini yeniden sorguluyor.
Örneğin, 2015 tarihli “New Gravitational Memories” çalışması, yerçekimsel ‘memory effect’ kavramını ortaya koyarak modern teorik fiziğin önemli konularına katkı yaptı.
Pasterski, yalnızca var olan teorileri uygulamakla kalmıyor aynı zamanda temel soruları yeniden tarif etmek üzerine düşünmeyi tercih ediyor.
Akademik ve bilimsel çevrelerde kabul görmüş bir isim olan Pasterski 2015’te fizikte seçkin lisansüstü öğrenciler için verilen prestijli burs olan Hertz Fellowship’i, 2013’te MIT Fizik bölümü tarafından verilen akademik başarı ödülü olan Joel Matthew Orloff Ödülü’nü ve kendi lisesinin mezunlarına verdiği takdir ödülü olan IMSA Distinguished Leadership Award’ı aldığı parlak geçmişiyle göz dolduruyor.
Pasterski genç yaşına rağmen sürekli bir araştırma yoğunluğu ve disiplinli ilerleme içinde. Son dönemde sosyal medyada kendisi hakkında dolaşan “Harvard, yeni Einstein’ını buldu” gibi ifadeler ise bilim insanının akademik profilini popüler bir anlatı ile birleştiriyor. Bu tür etiketlemeler, çoğu zaman popüler basının cazibesi ile bilim kamuoyunun söyleminden besleniyor. Sosyal medya dahi etiketlerini bilimsel gerçeklerle yan yana getirirken, Pasterski merakı, sabrı ve disiplinin nasıl bir araya geldiğini göstermesi bakımından dikkat çekiyor.
Pasterski’yi sıradışı kılan unsurlar ise çok ve çeşitli. Kendi uçağını inşa etmesi, onun teori ile pratiği birlikte düşünen bir zihin olduğunu gösteriyor. Erken akademik başarısı ve seçkin kurumlarla uzun dönemli bağlantısı onu sadece çalışkan değil, aynı zamanda yüksek nitelikli bir araştırmacı adayı olarak tanımlıyor. Zor sorular üzerine odaklanmış araştırma becerisi ise yerçekimi ve kuantum alan teorisi arasındaki köprüyü kurmayı hedefleyen konulara odaklanan ve klasik fizikten çıkıp yeni paradigmalar peşine düşen bir araştırmacı profili gösteriyor.
Sabrina Gonzalez Pasterski’nin öyküsü, bilim dünyasında nadiren görülen bir disiplinler arası merak ve cesaret bileşimi. Uçak tasarlamaktan teorik fiziğin en derin sorularıyla uğraşmaya uzanan bu yol, sadece akademik başarıyı değil, aynı zamanda bilimsel merakın nasıl somut projelere dönüştüğünü gösteren somut bir örnek.
Onun hikâyesi abartı ya da şöhrete prim vermiyor. Gelişmesi yıllar, hatta çoğu zaman on yıllar süren zor fikirler üzerinde sürdürülebilir bir odaklanma gerektiriyor. Bilimde ilerlemenin genellikle kamuoyunun ilgisiyle değil, sabır, disiplin ve derin bir merakla sessizce gerçekleştiğini gösteriyor.


Bir Cevap Bırakın