https://ekdergi.com/category/litera/
Son Yazılar:
Sır (Şiir)
AKLIN SUSTURULDUĞU SANAT: SÜRREALİZM
Anna Laudel İstanbul’da PPSD WEEKS İlk Edisyon
Güneş (Şiir)
ATLARIN GÜRÜLTÜSÜ (ŞİİR)
çanlar kimin için çalıyor (şiir)
BU (ŞİİR)
Dönüş Yolu (Şiir)
Bozlu Art Project: Can Göknil’in anlatımıyla gerçekleşecek “Evrende Vals” sergi turu
Devrim, Aşk ve Televizyon (Şiir)
Muamma (Şiir)
beni hiç dinlemediğini gördüm (şiir)
Kemikler ve Kökler (Şiir)
Karanlığın İçindeki Oyun: Tim Burton Dünyasında Masumiyet, Yanılsama ve Karşıtlıklar
SUZAN BATU: TANRIÇAYI GERİ ÇAĞIRMAK
Burundi’yi Hatırlamak (Şiir)
KARAGÜMRÜK (ŞİİR)
dis nobis eyâ hayati quid vidisti in via (şiir)
Ziyun & Wang Chao’nun Moving Park sergisi Secant Space’te
Kategori: Litera
Sır (Şiir)
Carlos Drummond de Andrade (31 Ekim 1902 – 17 Ağustos 1987) Brezilya’nın Minas Gerais eyaletinde, küçük bir madenci kasabası olan Itabira’da doğdu. Çiftçilik yapan babası onu bir Cizvit okuluna yazdırdıysa da, Drummond de Andrade uyumsuzluğu yüzünden okuldan uzaklaştırıldı. Daha sonra öğrenimini eczacılık fakültesinde tamamladı. Genç yaşta ülkesindeki yenilikçi şiir akımının yerleşmesine yayımladığı bir dergiyle katkıda...
Güneş (Şiir)
Sende bir güneş unuttuydum Sor bakalım halinden memnun mu Bende bir vatan unutmuşum Bir türlü bulamıyorum yerini Kalemle sayfa belirler şiirin hacmini Âşıkla maşukanın zihinleri ölü Leylak diridir görünüp kaybolan Bir kadeh daha artarsa içerim Yarım ay varmış gül yarım aşk Geceler değerlendirilmez kısaldıkça Resim: Sonia Delaunay
ATLARIN GÜRÜLTÜSÜ (ŞİİR)
sessizlik ve hareketsizlikle istiflenmiş otağında ama hazır gecenin şairane iyiliğinde patlamaya bırakıyorsa dallarını ansızın keskin ve sert yapraklar belli ki kızıl rüzgârıyla bir bir salınarak yer açıyordur imgelem mavisindeki sesiyle gökyüzüne kök salan ağaçların yazında halk olmuş da mümkünleriyle geliyor umut dolu dizgin doru atların gürültüsünde otağında istiflenmiş sessizlik ve hareketsizlikle...
çanlar kimin için çalıyor (şiir)
çanlar çalıyor uzak bir ülkede paul’ün hayaletinin ayak sesleri gibi yalnızca ben duyuyorum zamanı anımsatıyorlar yaşadığımız tüm zamanı ve anın akışkanlığını paul ve beatrice olamadık heidi ve peter idik yalnızca bazen de dali ve gala sürüklüyorum kendimi delice akan bu zamana sen ise herkesi şaşırttın o ne usta manevra çoğaldıkça çoğaldın matruşka insan...
BU (ŞİİR)
-nedir bu saf ve dikkatli aşkın derisi yüzülen gecenin kanını karartacağı belli. söyledikleri geçiyor mum ışığından altı kez— tırnakladığı ölçülmez çirkefin çehresi değişiyor, altı kez örtüyor orada, ikiye bölünerek. bu sezgiye öylesine bağlı ki, hep aynı renk, hep aynı yankı. sabaha kadar açık kalacak olan algı— bir unutuşun içinden süzülüyor. -derisi yüzülen gecenin kanını karartacağı...
Dönüş Yolu (Şiir)
Demek buraya yaşanacak yer diye geliyorlar. Rilke Çocukları Katledilen Anneler İçin dünyaya bağlayan ipi kesen meleğin yolunu yitirmesini diledim seni geri getirmesini gözlerimden silinmedi son bakışındaki evi bulma sevinci iki kere öldün biri unutmak diğeriyse anımsamak içindi ne eski ben olabildim ne de olabileceğim insan yokluğun...
Devrim, Aşk ve Televizyon (Şiir)
Ve ben tarifsiz bir boşluğu eşeledim Tırnaklarımın içine girdi karanlığın kiri Her gece yokluğun şarkısını heceledim Kimse gelmedi ve sokaktan geçti öylesine biri Hiç geçmeyecek bir yarayı taşıdım Ülke kötüye gidiyordu Kan kokuyordu Yüzlere yapışmış incecik televizyonlar Eriyordu küflü sedirlere uzanmış vücutlar Bir türlü olmuyordu Ben boşluğu eşelerken Devrim bir kelime olarak kaldı duvarlarda...
Muamma (Şiir)
Aralanmıştı kapı yeşildi Taşlar sırasında dizilirdi Bakışında mıydı tıkırdı Kemirmişti tırnaklarını Konuşalım şimdi kiri konuşalım pası konuşalım Kaç kere yıkanılır aynı suda onu da konuşalım Dilinde miydi mabet Kaçırmıştı dumanını Susalım şimdi yası susalım yaşı Susalım Kaç kere geçilir aynı köprüden onu da Susalım Gecikmişti Yelkovan siyahtı Hasatlar uykusunda delişirdi Öyle bir zamandı ki Sıradan...
beni hiç dinlemediğini gördüm (şiir)
Nisa Leyla beni hiç dinlemediğini gördüm beni hiç dinlemediğini gördüm sende gördüm dünyayı kimsenin dinlemediğini biliyorsun, yapraklarım seninle aynı boşluğun dalına asılmış şarkılar söylüyor seni bir güz sonatı sandım ezgisini kaybetmiş suskun şey gövdeme saplanmış neşeli ok doldun aklımın sarayına organlarım kalbime toplandı beni hiç dinlemediğini gördüm gözlerinin kara gözlerimi görmediğini...









