İKONOGRAFİK BAKIŞLA GANYMEDES’İ KİM, NEDEN KAÇIRDI?

Olympos’lu Tanrıların Tanrısı Ulu Zeus! Yunan Mitolojisi’nde, ölümsüzlerin başı, Kronos ile Rheia’nın oğlu. Çocuklarını yiyen babasından nasıl da kaçırmıştı O’nu annesi. Yağmur yağdıran, gök gürleten, şimşek çaktıran Zeus’dan başkası değildi. Hesiodos, Theogonia’da şöyle anlatıyordu:

“Rheia Kronos’un yatağına girince
şanlı evlatlar doğurdu ona:
Hestia, Demeter, altın sandallı Hera
ve güçlü Hades, yerin altında oturan,
toprağı saran, uğultulu Tanrı Poseidon
ve temkinli Zeus, tanrılar ve insanlar babası,
yıldırımları yeryüzünü titreten.” (Theog. 451 vd.)

“Mythos”; duyulan söz, efsane anlamı taşırken, mythologia efsaneler bilimi anlamı taşır. “Duyulan sözün, efsanenin, masalın bilimi mi olurmuş?” demeyin çünkü mitolojilere ait araştırma yapanların, fikir ileri sürenlerin yani mitolojistlerin, bu masalların geçirdiği evrelere ilişkin çalışmaları kelimeye bilimsellik işlevi yüklemektedir. Yunan Mitolojisi en çok bilineni olsa da, Türk Mitolojisi, Mısır, İran, Çin, Hint vb. her milletin kendine özgü mitolojisi vardır.

Yunan Mitolojisi’nin çapkın Tanrısı Zeus! Hera ile evli olsa ne olur, her gördüğü güzele âşık, her gördüğü güzelin peşinden koşan, Olympos’un tepesinde oturup da ne işler karıştıran, üstelik sadece gördüğü güzel kadınlara değil, güzel erkeklere de âşık olup yanaşan hep o…

Günlerden yine aşkın bir çapkınlık günüydü. Ölümsüz Tanrılar Tanrısı Zeus, bir gün yeryüzünde çok yakışıklı ancak ölümlü olan bir delikanlı gördü. Gencin cazibesine kapıldı, belki de faniler arasından en çok beğendiği Dardanos soyundan, Troya kral ailesinden Ganymedes olmuştu. Zavallı Ganymedes, olup bitenden habersiz, bir gün İda Dağı’nın – bugünkü Kaz Dağı – yamaçlarında sürüsünü otlatıyordu. Bir ara, bir kayanın üzerine oturup kavalını çalarken, Zeus -rahat durur mu hiç- bir kartal şekline girerek yakışıklı Ganymedes’in arkasından geldi ve üzerine çullanarak, delikanlıyı kaptı ve Tanrıların dağına uçuruverdi. Genç delikanlı, güzelliğini kaybetmemek ve Tanrıların gözüne her daim genç ve yakışıklı görünmek için, ebedi gençliğini koruyabilmek üzere Tanrıların yiyecek ve içecekleri ile ambrosia ve nektar ile beslendi. Zeus, Ganymedes’e sakilik (saki: içki sunan) görevi de verdi.

Homeros onun serüvenini şöyle anlatır:

“Erikhthonios’tan Tros doğdu, Troya’lıların kralı.
Kusursuz üç oğlu oldu Tros’un da:
İlos, Assarakos, tanrılara denk Ganymedes.
En güzeliydi Ganymedes ölümlü insanların,
tanrılar kaçırdı onu Olympos’a
Zeus’a şarap sunan olsun diye,
dediler güzelliğiyle yaşasın tanrılar arasında.” (İl. 230 vd.)

Bu mit, yüzyıllar boyunca kulaktan kulağa duyuldu, dilden dile söylendi. 17.yy’da Rembrandt’ın fırçasında acımtırak bir renk bularak, yaşanmış hüzünlü bir hayat hikâyesi ile tuvalde canlandı.

Barok dönemin ışık ve gölge ustası Rembrandt’ın, 1635 yılına tarihlenen bu tablosunda, büyük kahverengi bir kartalın küçük bir çocuğu yakaladığı ve küçük çocuğun, kartalın pençeleri arasında havaya kaldırılırken çığlık atarak ağladığı ve yüzündeki korku ifadesi ile idrarını yaptığı görülmektedir. “Ganymedes’in Kaçırılışı” mitolojik bir hikâye olması bakımından başka sanatçılar tarafından resmedilmiş olsa da, Rembrandt sadece mitolojik bir hikâye olarak mı bu sahneyi resmetmiştir? Bu sorunun doğru cevabına ulaşmak için, Rembrandt’ın hayatına göz atmak bizi aydınlatacaktır.

Rembrandt Van Rijn, 15 Temmuz 1606 yılında Leiden’li bir değirmenci ailesi olan Van Rijn ailesinin çocuğu olarak Hollanda’da dünyaya gelmiştir. Eğitimini tamamladıktan sonra Amsterdam’a giden sanatçı, yaptığı portreler ile dikkat çekmeye başlamıştır. 1630’lu yıllar, onun hayatının en parlak yılları olarak anılmaktadır. 1634 yılında Saskia Uylenburgh ile evlenmiştir. Evlendikten sonra karısının da çeşitli eskizlerini ve portrelerini yapmıştır.

Saskia ile olan evliliğinden, 1635 doğumlu Rumbertus ve 1638 doğumlu Cornelia adlarındaki çocuklarının daha bir yaşına basamadan ölmesinin ardından, 1640 yılında doğan ve yine Cornelia olarak adlandırdıkları üçüncü çocukları da birkaç haftalıkken ölmüştür. Aynı yıl Rembrandt’ın annesi de ölmüştür. Sanatçının 1641 yılında Titus adında bir oğlu olmuştur ancak Rembrandt’ın bu mutluluğu maalesef çok uzun sürmemiştir. Saskia vereme yakalanarak 1642 yılında bir yaşında oğlu ile Rembrandt’a ve bu dünyaya veda etmiştir.

Karısının ölümünden sonra ev işlerinden sorumlu olan Geertje Dircx ile Rembrandt birkaç yıl içinde sevgili olmuştur.

Bu ilişki sırasında ev hanımlığına terfi eden Geertje, eve Hendrickje Stoffels adında bir hizmetçi almıştır. Rembrandt ile ilişkisi ortaya çıkan ve ondan hamile kalan Hendrickje’nin, 1654 yılında adı Cornelia olan bir kızı olmuştur. Hendrickje, ahlâksızlık gerekçesiyle kilise meclisi önüne çıkarılmıştır. Kilise kararı, kadının bu günahtan dolayı cezalandırılması yönünde olmuştur. Buna rağmen Rembrandt’ın Hendrickje ile ilişkisi devam etmiştir.

İlerleyen yıllarda ekonomik olarak sıkıntıya düşen ve iflas ederek evini bile satmak zorunda kalan Rembrandt’ı artık zor yıllar beklemektedir. 1600’lü yıllarda Avrupa’da çıkan veba salgınında Hendrickje’ni bu hastalıktan kaybetmiştir. (1662/63) Hendrickje’nin ölümünden sonra ise oğlu Titus’u 1668 yılında kaybeden sanatçı, acı dolu zamanlar yaşamıştır. 4 Ekim 1669 yılında ise Rembrandt hayata veda etmiştir.

Mitolojik hikâyede Zeus, genç Ganymedes’i çok beğendiği için tanrıların dağı olan Olympos’a kaçırmış olsa da, bu tabloda Ganymedes, güçlü, seksi bir yetişkin değil; zayıf, cinsellikten uzak bir çocuk olarak gösterilmiştir. Buradaki çocuk figürü, tablo tarihi itibariyle ve Rumbertus’un da ölüm tarihine bakıldığında, büyük ihtimalle Rembrandt’ın ölen çocuğu Rumbertus’u simgeliyor olabilir. Bazı kaynaklar çocuk figürünün Titus ile ilişkilendirilebileceğini belirtse de, Titus’un doğum ve ölüm tarihleri, tablonun yapıldığı tarihten daha geç bir zamana tarihlendirildiğinden, bu olasılık daha zayıf gözükmektedir.

Zeus, Yunan mitolojisinde ölümsüz tanrıların başıdır ve atribüsü yani simgesi kartaldır. Zaten hikâyede Zeus, kartala dönüşerek Ganymedes’i kaçırmaktadır. Buradaki kartal, Zeus’un ta kendisidir. Bu tabloda Rembrandt, gerçek hayatta Tanrı’nın çocuğunu kendisinden aldığını simgelemek için, bu mitolojik hikâyeyi kendi hayatına uyarlayarak tabloya yansıtmış gibidir. Hatta çocuğu genç delikanlı olarak değil de küçük yaşta bir çocuk olarak ve Zeus’u simgesel kartal figürü ile betimlemesi, sanatçının imgeleminde belki de Tanrı’ya kızgınlığını yansıtmaktadır. Küçük çocuk o kadar korkmuştur ki, bu nedenle altını ıslatmakta, çığlık atmakta ve ağlamaktadır. Öyle ki, belki de sanatçıya göre adeta Tanrı küçük bir çocuğu kaçıracak ve korkudan altını ıslatmasına neden olacak kadar acımasızdır. Çocuğun idrarını yapması belki izleyende bir tiksinti duygusu yaratmaktadır ancak çocuğun korkarak ağlaması, bir o kadar izleyende acıma ve üzüntü duygusu uyandırmaktadır.

Rembrandt’ın eserlerinde yansıttığı muhteşem ışık, bu tabloda tamamen Ganymedes figürünü simgeleyen çocuğun yüzünü ve vücudunu aydınlatmaktadır. Böylece, izleyenin dikkati çocuğa çekilerek, adeta Rembrandt’ın içinde yaşadığı derin fırtına, bu ışıkla açığa çıkmaktadır.


Sanat tarihçileri ve sanatla ilgilenen profesyonellerin gözünden kaçmayacak bir detay da, tablodaki geometridir. Üçgenin üst kenarı kartalın kanatları boyunca uzanmaktadır. Elips ise çocuk Ganymedes figürünü çevreleyerek, adeta izleyeni bu figüre odaklamaktadır. Ters üçgenin tepe noktası, çocuk figürünün ayağına değerek, figürün hareket ve enerjisine dikkat çekmektedir.

Kartalın büyük ve ihtişamlı olarak betimlenmesi, Tanrı’nın büyüklüğünü ve olayın inandırıcılığını ve izleyendeki etkisini artırır gibidir. Kartal figürüne baktığımızda, korkunç ve görece çirkin bir kartal görmemiz, belki de Rembrandt’ın bu olayı korkunç ve çirkin bir olay gibi görmesi ve izleyene de bunu yansıtmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Sanki çocuk, Zeus ile gitmek istemediği için korku ile çırpınmakta ve kartal yani Zeus da onu kıyafetinden çekiştirerek, düşürmemeye çalışmaktadır. Çocuk, kartalın gagasından bir an kayıp düşebilir gibi durmaktadır. Rembrandt, zorla kaçırılma ve bu alıkonulma olayını çocuğun yüzündeki korku, endişe, kaygı duygusunu, şiddeti, ışık-gölge tekniği ile öyle güzel harmanlamıştır ki kaçırılışın psikolojik etkisini izleyene kolayca aktarabilmektedir.

Arkadaki manzara, Ganymedes’in koyunlarını otlatırken kaçırıldığı Troya Ovası olabilir. Kartalın ve arkadaki manzaranın koyu renkte betimlenmesi, olayın gerginliğini artırır gibidir. Ayrıca arka plandaki koyu renkler, Ganymedes’i ön plana çıkarmak için de bu şekilde renklendirilmiş olabilir.

Çocuğun yavaş yavaş elbisesinden sıyrılması, belki de bu dünyadan kayıp gitmesi anlamını taşıyor olabilir. Olympos’a kaçırıldığından, insani vasıflarından, ölümlülüğünden sıyrılması, Tanrılar gibi ölümsüzlüğe geçmesi anlamını da içermesi muhtemeldir. Zeus’un, Ganymedes’i beğenerek kaçırmış olması ve onu kıyafetlerinden sıyırarak, çıplak bırakması, gerçekleşmesi olası bir ilişkiye de atıf yapma ihtimalini ortaya koymaktadır.

Tabloda, çocuk elinde kiraz tutmaktadır. Acaba Zeus, çocuğu bu kiraz ile kandırarak mı kaçırmak istemiştir? Yoksa kırmızı renkte kiraz ile ona ölümsüzlük mü bahşetmiştir? Rembrandt’ın hasta olan çocuğunun iyileşmesi için, bu kiraz sanatçının imgeleminde, yenilenme ve iyileşme anlamı mı taşımaktadır çünkü Yunan mitolojisinde kiraz, doğum ve yenilenmeyi simgelemektedir. Belki de sanatçı, ölen çocuğunun sonsuz, başka bir hayata geçişi ile yenilendiğine inandığı için, bu kirazı tabloya bir simge olarak koymuş olabilir.

Zeus, mitolojik hikâyede Ganymedes’i, tutku ve arzuları nedeni ile kaçırmış olsa da, Rembrandt’ın tablosundaki kaçırılışta sanatçı, sanki Zeus ile Tanrı’yı, Ganymedes ile çocuğunu adeta özdeşleştirmiş ve kendi hayatını, içinde bulunduğu psikolojiyi, kendine özgü tarzı ile yansıtmıştır. Tablo, bir mitten öte bir babanın çocuğunu/çocuklarını sonsuza dek kaybedişinin acımtırak renklerde betimlenmesiyle insan ruhunu buruklaştırarak, sessiz gözyaşlarımızı adeta içimize akıtmaktadır.

Gerçek bir yaşam öyküsünün duygu yansıması ile bir mythosun buluştuğu bu tabloda, Rembrandt’ın çocuğu/çocukları ile sanatçı sonsuza dek aramızda yaşayacaktır ve artık onlar, bu tablo ile Ganymedes gibi ölümsüzlüğe kavuşmuştur.

Baş eseri sanatçı biyografileri cildi “Het Gulden Cabinet” olan 17. yüzyıl  Flaman yazarı Cornelis de Bie’nin deyişiyle:

“Orada yaşayan, yaşamın ruhudur”.

 

 

HİÇ BİR ADIMI KAÇIRMAYIN

EK Dergi Mail Bültenine Katıl

Yorumunuzu şu adrese bırakın Cevabı iptal Et

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.