Pazartesi bir bot buldum –
Paslı ve tuzlu bir deri.
Geri verdim onu denize, içinde dans etsin diye.
Salı günü otuz şilin değerinde bir gemi kalası.
Gelecek kış
Bir sandalye olacak, bir tabut, bir yatak.
Çarşamba yarım teneke İsveç içkisi.
Kafaya diktim.
Sahil, deniz kızları ve meleklerle soğumuştu.
Perşembe hiçbir şey geçmedi elime; deniz yosunu,
Bir balina kemiği,
Islak ayaklar ve şiddetli bir öksürük.
Cuma bir denizcinin kafatasını tuttum,
İçinden kumlar dökülüyordu
Kilise mezar taşlarında zamanın akışının anlatılışı gibi.
Cumartesi sırılsıklam portakallarla dolu bir fıçı.
Geçen ay Kame’de
Bir İspanyol gemisi batmıştı.
Pazar günü, kilise yaşlılarının korkusundan,
Oturdum kıçımın üstüne.
Cennet nedir mi? İçinde bin altın olan bir gemi sandığı.
Beachcomber
Monday I found a boot –
Rust and salt leather.
I gave it back to the sea, to dance in.
Tuesday a spar of timber worth thirty bob.
Next winter
It will be a chair, a coffin, a bed.
Wednesday a half can of Swedish spirits.
I tilted my head.
The shore was cold with mermaids and angels.
Thursday I got nothing, seaweed,
A whale bone,
Wet feet and a loud cough.
Friday I held a seaman’s skull,
Sand spilling from it
The way time is told on kirkyard stones.
Saturday a barrel of sodden oranges.
A Spanish ship
Was wrecked last month at The Kame.
Sunday, for fear of the elders,
I sit on my bum.
What’s heaven? A sea chest with a thousand gold coins.
Çeviri: Murat Erenel


Bir Cevap Bırakın