Uç tel gibi esti Davut. Kollarını kesti Davut. Bütün köye küstü Davut. Uslu Davut’tu. Us denilen iki sese sığmış bu kelimenin anlamıyla yoğrulsa ilkokul kurdelesini göğsüne batıranlara sıfatlanırdı ama yoğrulmadı. Usluydu işte, buydu. Doğruculuğu da tren raylarında kırılmaz kuruşlar gibi yapışkandı. Kokusu, ovanın tamamının bakır-nikel ihtiyacını karşılayabilecek rahatlıktaydı. Doğuştan usluydu işte, besicilerin el arabasıydı, buydu....
Son Yazılar:
HALİS DOKGÖZ’DEN “TEMASTAKİ İZ AYRINTIDAKİ ŞEYTAN” RAFLARDA
Gülüşümdeki Hançer İpekte Sınanmıştır
Türk Görsel Sanat Eleştirisinde Retorik Estetik ve Gözün Tasfiyesi
Lucky Luke 80 yaşında
LÉVİNAS’IN ÖLÜM, ZAMAN VE ÖTEKİ İLE HESAPLAŞMASI
En Zararlı Varlık İnsana Karşı Benim Yoldaşım Yapay Zeka
BEYOĞLU’NDA 97 ETKİNLİKLE “MUAMMER KARACA TİYATRO BAYRAMI” BAŞLIYOR!
Algoritmik Kapitalizm: Savaş, Kaos ve Düğümler
Otonom’dan Yeni Kitap: Devrimin Neşesi
21. YÜZYILIN GERÇEKLİĞİNDE SANATIN ANLAMI
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kıkırdama (Öykü)
1. FETHİYE-ÜZÜMLÜ SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ
NON-CONTEMPORARY
Hüseyin Gökdeniz Özertaş’ın Zaman Koleksiyoneri Üzerine Bir Polemik!
BİR SOPRANONUN ÖZEL DÜNYASI
Kategori: Manşet
James Joyce: Ulysses’i Okuyor (1924) | Türkçe Altyazılı
1882’de dünyaya gelen James Joyce, kaleme aldığı uzun öykü ve romanlarındaki kullandığı yeni anlatım teknikleriyle dünya edebiyatında yeni bir yol açmayı başarmış nadide yazarlardan biridir. Hiç kuşku yok ki, bu yenilikçi teknikleri yazdıklarını okumayı da epey bir zorlaştırmaktadır, ancak dilin ve anlatımın sınırlarını zorlayan böylesi isimlerin edebiyat tarihi için değeri paha biçilemezdir. Joyce’un en çok...
HOLLYWOOD: MUTSUZ İNSANLARIN HİKÂYESİ (1)
MANİFESO 1960’lı yıllar, kıyasıya bir mücadeleye sahne oluyordu. Vietnam Savaşı’na karşı verilen mücadelede Marcuse, Mills gibi radikallerin yazılarıyla harekete geçenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazlaydı. Mc Carty tarzı baskılara, öfkeyle karşılık veriliyordu. ABD’de ilk sinema salonu, 1902 yılında açıldı. 1908 yılındaysa bu sayı, 10.000 olmuştu. Talep arttıkça, şablonlar değişmeye başlıyordu. Artık yüksek bütçeli filmler çekilmeye çalışılıyor, film süreleriyse yavaş yavaş...
KERTERİZSİZ İSKELE (ŞİİR)
Sürekli azarlanan bir rüzgârgülüne Hayta hayat gülü gülüveriyor Saçlarını taramayı unutmuş bir rüzgâr Yataktan kalktığı gibi çıkıyor sokaklara Unutmayı unutmamış bel büken yokuş Kışını bilmem de, zordur buraların yazı Soluk alması zordur buharlaşırken düşler Yazgıları güvelenen ne kuşlar kaldı ne geceler Uçuk çıkaran uçurumların gördüğü derin rüyalar Alacalı bulacalı yol yorgunu ayrılıklar, kırgınlıklar Batıp giden...
ŞİİR VE PSİKOLOJİ
Bütün zorluklarına rağmen, analitik psikolojinin şiirle olan ilişkisini tartışmak, genel olarak psikoloji ve sanat arasındaki ilişkilerin çok tartışılan sorusu hakkındaki görüşlerimi tanımlamak için hoş bir fırsat veriyor. İki şey karşılaştırılamasa da aralarında şüphesiz bulunan yakın bağlantılar soruşturma çağrısı yapıyor. Bu bağlantılar sanata yönelik uygulamanın psikolojik bir etkinlik olması ve psikolojik açıdan yaklaşılabilmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır....
GEÇİCİ BİR SABAH (ÖYKÜ)
“ten… nine… eight… seven… six… five… four… three… two… one… zero… Fire!” Dünyaya boşluktan bakayım diye, yerleştiğim koltuğa, emniyet kemeriyle sıkı sıkıya bağlı bedenimi uzaya taşıyacak olan Amerikan yapımı füze, oturduğum apartmanın çatısına kurulu rampadan ayrılarak, gökyüzüne doğru hızla savruluyor. Yükseldikçe, dünyanın bütün yükünü, aşağıda bırakıyorum sanki. Kuş gibi hafifliyorum. O kadar rahatlıyorum ki, derimi...
Uzak geçmişteki düşünme biçimleri
Bronislaw Malinovski ve Claude Lévi-Strauss arasındaki tartışmanın özünü “ilkel” ve “ilkellik” kavramları oluşturuyordu. Malinovski’nin, “uygar” bir dünyadan bakarak “ilkel” dünya üzerine kurduğu tezleri kıyasıya eleştiren Lévi-Strauss, bu gibi yaklaşımların hem bilimi kısıtladığını hem de araştırılan toplulukları aşağıladığını söyleyip “ilksel” veya “öncel” demeyi uygun bulmuştu. Lévi-Strauss’un bu demokratik ve hümanist tavrı, kendisinden sonra gelen antropologları etkileyip...
KENTSİZLİK HAKKI
Bir yeryüzü kesitinin kent olarak tanımlanabilmesi büyüklüğüne, üzerinde binalar, binaların arasında sokaklar bulunmasına, etrafında surlar olmasına ya da bir kanun metnince kent olarak tanımlanmasına değil, ama üzerinde yaşayanlar arasındaki işbölümünün niteliğine ve düzeyine bağlıdır. Bir araziye, üzerinde çok sayıda insanın yaşamasına olanak verecek şekilde yapılar bina edilmiş olması, bu arazinin yüzölçümü ve üzerinde yaşayan kalabalığın...
28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali başlıyor
13-19 Eylül tarihleri arasında yapılacak festivalin gösterim ve etkinlikleri bu yıl Adana’nın bir çok ilçesinde gerçekleştirilecek. 28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Basın Toplantısı, Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda yapıldı. Toplantıya Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Atın Koza Film Festivali Yürütme Kurulu Başkanı Menderes Samancılar, 28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Yürütme...
BİR SANAT DALI OLARAK EDEBİYAT
“Edebiyat tüm sanatlarınüzerinde yer alıyor.”[2] Öncelikle edebî değerlendirme veya “eleştiri”nin, nihai kertede “öznel” olduğunun altını ısrarla çizmem gerek. Tamam; yazına ilişkin her türlü kavram ancak yazınla uğraşanlar tarafından geliştirilir ve kalıcılaştırılabilirse de, bunun sınırı öznellik, yaratıcılıktır. Gilbert Murray’ın, “Eleştirmen ne kadar kötüyse, [yapıtta] o kadar çok kusur bulacaktır”;[3] ya da Francis Bacon’ın, “Yalanlamak, reddetmek, inanmak,...









