László Krasznahorkai: Sinema ile Edebiyat Arasında Bir Nobel

İsveç Akademisi, 2025 Nobel Edebiyat Ödülü’nü 10 Aralık’ta Macar yazar László Krasznahorkai’ye, “büyüleyici ve vizyoner yapıtı” için verdi. Sinema ile roman arasında duran bu üretken yapıt, distopya ve melankoli konularını keşfeder. László Krasznahorkai, 1954’te Romanya sınırına yakın olan Macaristan’ın küçük bir şehri olan Gyula’da doğdu. Szeged ve Budapeşte’de Latince ve Yunanca, daha sonra hukuk ve edebiyat öğrenimi gördü; ardından 1984’te yazmaya, görece bir yalnızlık içinde yoğunlaşmak üzere Szentendre’ye yerleşmeden önce yayınevlerinde birkaç yıl çalıştı. İlk öyküleri 1977’de yayımlandı; ilk romanı Satan Tango (1985) ise onu bir anda Macar edebiyatının belli başlı figürlerinden biri hâline getirdi. 1987’de Berlin’e yerleşen Krasznahorkai, 1988’den itibaren Almancaya, 1996’da Fransızcaya, 1998’de İngilizceye ve ardından birçok dile çevrildi. 2015’te saygın Man Booker Ödülü’nü aldıktan sonra bu ödülü, iddialı bir yapıtı taçlandıran Nobel izledi.

László Krasznahorkai, önceleri yönetmen Béla Tarr ile ortak senarist olarak tanındı. Yedi buçuk saatlik, ilk romanından uyarlanan Sátántangó (1994) ve Direnişin Melankolisi (1989) romanından uyarlanan Werckmeister’in Armonileri (2000) bunlar arasındadır. Werckmeister’in Armonileri’nin (Türkiye’de Karanlık Armoniler ismiyle biliniyor), siyah-beyaz ve neredeyse sessiz açılış sekansı -kırsal bir kasabanın kasvetli ve terk edilmiş bir barında, sarhoş adamların canlandırdığı bir güneş dansı etrafında-, edebiyatının metafizik karanlığını vurgular. Lanet (1988) filminin açılışı ise başka bir barda, Titanic’te, insan sefaletinin canlılığını çağrıştırır. Béla Tarr ile yaklaşık 25 yıl süren bu senaryo ortaklığı, son olarak Torino Atı (2011) filmiyle sona erer. 3 Ocak 1889’da bir köylü arabacının bir ata eziyetine tanık olduktan sonra deliren Nietzsche, çerçeve dışına çekilir ve sahne, ata bırakılır. Krasznahorkai’nin kısa bir metninden yola çıkan film, giderek merkezden uzaklaşarak köylü arabacı ile kızının ilişkisini gösterirken, yalnızlık ve umutsuzluk konularını araştırır. Başlangıçta, edebiyat ile sinema arasında -verimli olmasa da nadir- bir evlilik ve karmaşık kişilikler etrafında bakışların kesişmesi bağlamında, özellikle filmlerde ve romanlarda “hem kasvetli bir atmosfere hem de bir üslup geleneğine” gönderme yapan siyah rengin çekiciliği nedeniyle, ilgi daha çok sinemacı Béla Tarr’a verilmişti [1]. Béla Tarr, siyahın ışıkla oynamak için kullanımından söz ederken, László Krasznahorkai pek görünmez; yönetmen, derin romanesk mekanizmaları çözümler. “Zamanla Szentlászló Dağı’nın yamaçlarında kendimi tecrit etmişsem, bunun nedeni dağlara ve ormanlara koşulsuz bir sevgi ya da kentsel medeniyetin tehlikelerinden korku değil; insan doğasına karşı duyduğum giderek artan tiksintidir… bunu yalnızca kendime borçluyum. Bu, geri döndürülemez” [2].

Festival ödülleriyle taçlanan bu filmler, bazı izleyiciler için 1985-1994 arasında Macaristan’daki siyasal rejim değişimleri ve ardından gelen post-komünizmle eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir edebî yapıtın kapısını araladı. Uzun erime yayılan bu yapıt, zamana ve tarihe özgü bir deneyim sunar. Hikaye, “Macarların her zaman kendilerini uçsuz bucaksız bir mekâna hapsolmuş hissettikleri” bir yerde [3] geçer. Yazar, bakışını sürekli olarak toplumun marjlarına kaydırır. Komünizmin çöküşünden bu yana Krasznahorkai dünyayı dolaşmayı sürdürmüş; özellikle Çin’de, ardından Japonya’da uzun süre kalmış ve burada tanrıça Seiobo’ya adanmış bir anlatı (Seiobo Yeryüzüne İndi, 2018) kaleme almıştır. “Atalarımdan biri Marsilyalı bir denizciydi; durmaksızın seyahat etme ihtiyacımı belki de ona borçluyum.”

Yaklaşık on beş kitaptan oluşan Krasznahorkai’nin bu coşkun yapıtı, Joëlle Dufeuilly tarafından Fransızcaya çevrildi. Nitekim çok zengin Macar edebiyatının önemli bir bölümü, özellikle 1956’dan sonra -Macaristan’a yönelik ilginin yeniden canlandığı dönemde- Fransızcaya iyi biçimde çevrildi [4]. 1945 öncesinde Macar edebiyatı daha çok Alman yazarlardan esinlenirken, 1948 sonrasında Batı Avrupa’dan kopuş deneyimini aktardı; bu kopuş, Macarca dilinin yalıtılmışlığıyla da kendini belli eder -Ferenc Karinthy’nin olağanüstü Epepe (1970) adlı başyapıtında bir dilbilimcinin dili tamamen anlaşılmaz bir ülkeye düşmesiyle dramatize edilen bir yalıtılmışlık…

László Krasznahorkai’nin dünya edebiyatındaki konumu, hem Samuel Beckett’e hem Franz Kafka’ya uzanan soy bağlarına yakındır. Ancak onun yolu, geçen yüzyılda -farklı derecelerde de olsa- aynı melankolik yolculuğa atılmış yaşıtlarını da hatırlatır: Stalinci rejime muhalefet eden ve tutuklanan Tibor Déry (1894–1977), hapsedilip Londra’ya sürgün edilen Victor Határ (1914–2006) ve Sándor Márai (1900–1989), Kaliforniya’da sürgünde ölen Márai ya da sınıflandırılamaz durumdaki romancı, oyun yazarı ve şair Milán Füst (1888–1967). Daha yakın kuşaktan, büyük yazarlar arasında, totalitarizmi çözümleyen Macar edebiyatının “yaramaz çocuğu” Péter Esterházy (1950–2016) ile Almanya’da yaşayan, 1956 doğumlu Macar-Alman romancı Esther Kinsky sayılabilir; bu yazar, son kitabında Daha Uzağı Görmek (2024) sinemanın kaybını anlatır. Ayrıca Buchenwald’dan kurtulan ve 2002 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Imre Kertész de (1929–2016) unutulmamalıdır. Kertesz, Kadersizlik’te (1975) 20. yüzyılın totalitarizmlerine tanıklık eder ve ardından Budapeşte’den Berlin’e sürgün gider [5].

Imre Kertész gibi László Krasznahorkai de, gaspedilmiş ve örselenmiş bir tarihten hareketle, kaderden yoksun bir insanlığın geleceği sorusunu yeniden gündeme getirir. Bazı romanlar belirli bir mekâna yerleştirilemez, onlar her yerde geçebilir; bazıları Uzakdoğu’yu sahne alır. Ancak anlatı, 20. yüzyıl Macaristan’ının özgül tarihsel deneyiminden beslenir: 1944’te -Normandiya çıkarmasıyla aynı anda- 450 binden fazla Macar Yahudisini Auschwitz’e götüren Nazi totalitarizmi ile Amiral Horthy’nin faşizmiyle işbirliği suçlamasıyla 600 bin Macarı Sovyet çalışma kamplarına gönderen komünist totalitarizm arasında sıkışmış bir ülkedir Macaristan. Buna, 1948–1953 arasında her üç aileden birinin tutuklanıp hapsedildiği; gündelik mutluluğun düşmanı ilan edilen neredeyse bir milyon Macar da eklenmelidir [6]. Stalinist kuşaktan gelen Krasznahorkai, imkânsız mutluluk, insani çöküş ve kıyametin yakınlığı travmasını farklı özelliklerde durmaksızın yeniden ele alır.

Claude Lefort, 1976’da Fazladan Bir Adam adlı denemesinde, totaliter evrenin baskınlığına bağlı bu sorgulamanın önemini çoktan ortaya koymuş. Soljenitsin’in toplumsal yalana edebiyat yoluyla direnişini, “iktidarın yerinin referansları ve kesinliği çözüp dağıttığı” bir bağlamda açıklamıştı [7]. Bu sorun, demokrasi kavramının “illiberal” (özgürlükçü olmayan) bir duruma dönüştüğü ve içinin boşaltıldığı post-komünist Macaristan’da yankılanmayı sürdürür. Nazizm ve ardından komünizm deneyimi, yarım yüzyıldan uzun süre Macar edebiyatı ve sinemasını kat etti. Sátántangó, örneğin Tarkovski’nin Stalker’inin (1979) -Bölge’yi ve SSCB’deki kampları çağrıştıran- Doğu Avrupa’daki bir entelektüel kuşak üzerindeki etkisini yeniden düşünmeye imkân verirken, Béla Tarr’ın şu karşılaştırmayı yapmasına yol açar: “Onun sinemasında yağmur, insanları yıkar, bir bakıma arındırır. Benim yağmurum ise kirli ve çamurludur” [8]. Böylece Sátántangó romanı, Soljenitsin’in Kanser Koğuşu (1966) gibi başka edebi referanslarla birlikte değerlendirilebilir. Aralarında 55 yıl olan iki Nobel ödüllü yazar, komünist ve post-komünist dünyada ahlaki çöküşe ve yanılsamaların yitimine karşı bireysel direniş sorununu işler. Krasznahorkai’de karanlık, yazı ilerledikçe merkezîleşir ve romanlarına yayılır.

Macar edebiyatı, komünist iktidara karşı özerklik biçimleri geliştirmeyi bilmişti. Günümüzde ise Viktor Orbán’ın popülist rejimi altında “Macarlık” etrafında milliyetçi bir kimlik inşası sorunu birçok yaratıcıyı yurt dışına itti. İşgal edilmiş, sonra parçalanmış bu Orta Avrupa tarihinin merkezindeki Çingene ve Yahudi meseleleri, Macaristan’da kaybolmuş ya da marjinalleştirilmiş ötekilikler sorununu hâlâ besler [9]. Bu nedenle, bu özgün yazarın yapıtında yer verdiği toplumsal direniş biçimlerini iyi kavramak gerekir. Bunlar, direniş ve sürgün edebiyatı çerçevesinde marj kavramlarını yeniden sorgulamayı mümkün kılar. Romanlarının neredeyse tamamı, gerçekliği görünmezleştiren bir kakofoniyi geri çağırır; aynı zamanda yazıyı son sınırlarına iter. Anlatıların kaynağında, önce verilmiş ve anlaşılır bir dünya vardır; bu dünya giderek grotesk bir kıyamete savrulur. Direnişin Melankolisi’nde, kaybolmuş sosyalist mutluluk fonunda, denizden yoksun Macaristan’ın ortasına bir balina düşer ve köylüler arasında huzursuzluk yaratır. Hiçliğin ortasında karaya oturan bu balina, erişilemeyen bir mutluluğun metaforuna dönüşür.

Krasznahorkai romanlarının çoğunun ana motifi umutsuzluk ve saçmalık zemininde ilerler; son eserleri ise ironiyle ikiyüzlülüğü birleştirir. New York’ta yazdığı Bir Saray İçin Küçük İşler (2024), bu kez Moby Dick’in yırtıcı balinasına gönderme yapan, çözülüş üzerine kısa ve son derece eğlenceli bir anlatıdır. Krasznahorkai, umutsuzluğun tüm biçimleriyle oynayarak bireyin kolektif olana tabi kılınışını ya da uzun vadede her türlü perspektiften yoksun bırakılışını gösterir. Bu toplumsal karanlık elbette Miklós Haraszti ve Elemér Hankiss gibi Macar sosyologların çözümlemeleriyle, ayrıca Béla Tarr’ın Hazır Raporlar’da (1982) János Kádár’ın teşvik ettiği “gulaş sosyalizmi”nin gündelik işleyişindeki aksaklıkları işaret eden erken dönem belgeselleriyle yakınlık taşır [10].
Milan Kundera, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda (1978) “insanın iktidara karşı mücadelesi, hafızanın unutuşa karşı mücadelesidir” diye yazmıştı. 2025 Nobel Edebiyat Ödülü, Orta Avrupa’nın farklı totalitarizmlerin kavşağındaki çok katmanlı kültürel mirası içinde, sinema ile edebiyatın kesişiminde, tekil bir yazarın bu meselelerden beslenerek, kırılgan bir insanlık durumuna nasıl tanıklık edebildiğini hatırlatır.

Kristian Feigelson (Sorbonne Nouvelle Üniversitesi’nden emekli, sosyolog, Doğu Avrupa sinemaları üzerine çalışmalarıyla biliniyor.  Macar Sineması. Zaman ve Tarih kitabının ortak yazarı. Türkçeye çevrilmiş olan Politik Kamera. Komünizm Meselesine Eleştirel Bakışlar kitabının editörü)

Fransız Telos dergisi, 13 Aralık 2025 tarihli yazıdan çeviren: Mehmet Öztürk (Marmara Üniversitesi ve Sorbonne Nouvelle sinema bölümü öğretim üyesi)

[1] Bkz. Andras Kovacs, “Orta Avrupa Deneyimi”, Screening Modernism, Chicago, University of Chicago Press, 2007. Bkz. Kristian Feigelson ve Jarmo Valkola (eds.), Le cinema hongrois. Le temps et l’histoire, Théorème, 2003.
[2] “Üçüncü Konuşma” adlı kısa öyküsüne ilişkin olarak, Thomas Szende tarafından derlenen Contemporary Hungarian Authors antolojisi, Paris, In fine, 1996.
[3] Filmlerinde film yapımcısı Miklos Jancso tarafından tanımlanan anlamda, Image et Son, no. 217, Mayıs 1968.
[4] Georg Kassai, “La litterature hongroise en France”, L’hongrie au XXeme siecle, Paris, Harmattan, 2000.
[5] Clara Royer, Imre Kertész: Ölülerimin Hikayesi, Arles, Actes Sud, 2017.
[6] Kristian Feigelson, “Macar Sinemasında Mutluluk”, Zihnin Yaşamı, Chantal Delsol ve Joanna Nowicki (ed.), Paris, Cerf, 2021. Bu çerçevede Peter Forgács’ın Germanunity@balaton (2011) filmine ve kardeşi András Forgács’ın komünist Macaristan’daki şizofrenlerin yaşamını anlatan Casusun Oğlu, Paris, Gallimard, 2021 kitabına bakınız.
[7] Claude Lefort, Çok Fazla Adam, Paris, Seuil, 1976 (Gulag Takımadaları Üzerine Düşünceler, Paris, Belin, 2015).
[8] Béla Tarr’la yaptığım röportaja bakınız, “Budapeşte’den Gelen Adam”, Positif, no. 610, 2011. Béla Tarr hakkında bkz. Andras Kovacs, The Cinema of Béla Tarr, NY, Columbia University Press, 2011; Jacques Rancière, Béla Tarr, le Temps d’après, Paris, Cappricci, 2014; Corinne Maury ve Sylvie Rollet (ed.), Béla Tarr, de la colère au Tourment, Crisnée, Yellow Now, 2016; Mathieu Lericq ve Damien Marguet, “Revoir Béla Tarr”, Écrans, 2024, 2, 22.
[9] Bkz. Kristian Feigelson ve Catherine Portuges, “Ekran Belleği”, Macar Çalışmaları, cilt 31, 1, 2017.
[10] Miklos Haraszti, Devlet Sanatçısı. Sosyalist Ülkelerde Sansür, Paris, Fayard, 1983; Elemér Hankiss, Macaristan, Tanı. Sosyal Patoloji Üzerine Deneme, Cenevre, Georg, 1990.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.