KİTSCH, İRONİ VE POSTMODERNİZM: JEFF KOONS

1980’lerin sonlarından itibaren ortaya çıkan çağdaş sanat eğilimlerini bütünsel olarak tanımlayabilecek bir terim ortaya atılamamıştır. Ancak çağdaş sanatın baskın karakterlerini yansıtan yaklaşımların varlığı gözlemlenmiştir. Bu yaklaşımları anıtsalcılık; (çok büyük boyutlarda yapıtlar), deneyselcilik; (kırılmış, katlanmış ya da zaman içerisinde yok olan yapıtlar) ve sansasyonculuk; (sanatsal, felsefi, sosyokültürel) anlamda tartışma yaratan yapıtlar olarak sıralanabilmektedir. Sansasyonculuk ve anıtsalcılık, genellikle paralel işleyen üretim biçimleri olarak izleyiciyi etkileyip, eğlendirirken, sanatçısına da etkili bir şekilde ün kazandırmaktadır.

Bu yaklaşım, devlet desteğinin hızla bilinçli bir şekilde azaldığı kapitalist dönemlerde kaynak oluşturmak için daha fazla ziyaretçi edinmeye yönelen, Tate, Whitney, Guggenheim gibi çağdaş müzeler tarafından da benimsenmiştir.

1950’li yıllardan itibaren sanatın sahip olduğu tüm değerler bilinçli bir şekilde yerle bir edilmiş ve adeta sanatın anlamına dair kriterlerin tartışılmasını imkânsız hale getirmiştir.

Walter Benjamin, bu oluşumu sanatta “değer kaybı” olarak açıklamaktadır. “Bu yeni sanat türü bir fast food gibi hızla kitlenin tüketimine bırakılmıştır. Bu sayede bu yeni sanatın dağılımı ve kabulü de aynı hızda olacaktır. Bu şekilde hızla tüketilen Pop Art’ın desteğiyle adeta kapitalist düzenin bir uzantısı olan kitsch’in önemi artmış, yaptığı öncülük sayesinde kitsch, modern basın yapıları tarafından sürekli pazarlanarak ve yüceltilerek kitlelere karşı bir çeşit legalleştirilmiştir. Bu yaklaşım, bahsi geçen eserlerin önemini, basitliğini arttırmış ve şüphesiz sanat piyasasının ortaya koyduğu kültür yıkımını da süratlendirmiştir. (Benjamin, 2009:72)

Baudelaire, postmodern sanatın temel oluşumlarından ve üretim biçimlerinden biri olan eklektisizmi kitsch olarak tanımlamıştır. Öyle ki bu yaklaşımın içerdiği çoğulcu yapı hem en kalitesizi hem de en yetkini içerisinde barındırırken, yaşamın sanat ile bir araya gelmesini ve kültürel değişimlere rağmen popüler kültür ile yüksek kültürü birleştirmek amacıyla aralarındaki farkı yaratan ayrım noktalarını da ortadan kaldırmaktadır. Oldukça saf ve masum görünen bu girişim, aslında sanatı farklı bir zemine doğru kaydırakta, sanatın piyasasının desteğini aldığı müddetçe sanat olarak kabul görülebileceği bir hiç durumu yaratmaktadır. Kitsch yaratımlar, Pop Art’ın yardımıyla saygı görmeye başlamışlar, medyanın ve özellikle reklam kampanyalarının desteğiyle bir çeşit çağdaş sanatın temel alanlarını ele geçirmişlerdir.

19. Yüzyılın ortalarına doğru gözlemlenmeye başlanan modernizm ile küresel olarak yaygınlaşan ve kapitalist sermaye tarafından yönlendirilen yapay kültürün sanat ürünlerini metalaştırma çalışmaları ile kapitalist yaklaşımın sonucu olarak popüler kültür ortaya çıkmıştır. Popüler kültür, toplumun geneline hitap eden estetik beğeniye yönelik yapıt üretimini desteklemiştir.

Sonuçta nitelik açısından sanat değeri taşımayan kitsch ürünlerin ortaya çıkışına da tanıklık etmiştir.

Çağdaş sanatta kitsch’i resmileştiren, Jeff Koons olmuştur. Gündelik ürünleri “sanat” adı altında sergileyen Koons, sanatı pazarlayan kişilerin en iyi örneklerinden biridir. Popüler imgelerin yanında gündelik yaşamda kullanılan nesneleri ışıltılı bir pleksiglas vitrinin içine yerleştirdiği dekoratif elektrikli süpürge çalışmaları, üretimlerinin temel dayanağı haline getiren Koons, bu nesneleri işlevsel bağlamından kopararak, sergilerde onlara ulaşılmaz bir değer ve konum kazandırmıştır.

Hazır nesnelerin sanatta ilk saygınlığı Marcel Duchamp tarafından, onları kendi bağlamından koparıp galeride sergilemesi ile başlamıştır. Ancak Koons‘un eserlerine (hazır nesnelerin) yönelik bu estetik kaygının tersine Duchamp, hazır nesnelerin alımlayıcısının, estetik deneyimine yönelmesini reddetmektedir. Duchamp’ın tersine Koons ise, sanatçının izleyiciyi tahrik edercesine parmak izinin dahi olmadığı pürüzsüz yüzeye sahip endüstriyel nesnelerini işlevsel bağlamından kopararak galeride sergilemiştir. Duchamp, hazır nesneleri bir sanatsal üretim olarak sunmuş ve sanat eserinin estetik bir kaygı taşımaması gerektiğini savunmuştur. Koons ise, bu açıdan Duchamp‘tan farklı perspektife sahiptir.

Amerikalı sanatçı Jeff Koons‘un eserleri, yeni beliren kitle kültürü tüketimine cevap veren 1950’li ve 1960’lı yıllardaki sanatın gelişimi olarak görülmüştür.

Jeff Koons, sıradan nesneleri, oyuncakları ve popüler kültür figürlerini büyük boyutlarda, parlak ve kusursuz yüzeylerle yeniden üreterek tüketim kültürünü, zevk algısını sorgulayan Neo-Pop akımı merkezli bir çağdaş sanat pratiği oluşturmuştur. Günlük yaşamda önümüze çıkan çiçekler, çeşitli süs eşyaları, balon hayvanlar, biblolar vs. sanat nesnesine dönüştürülmüş nesneleri kullanmıştır. “İyi zevk ve kötü zevk”, (kitsch) arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırmıştır.

Koons, porselen, çelik gibi endüstriyel ürünleri kullanarak sıradan objeleri ihtişamlı ayna efektleri yaratarak kusursuz fonlarda sunmuştur. Eserlerinde çocuksu bir nostalji barındırırken, kapitalizme ve ticarete dair de ironik bir eleştiri taşımaktadır. Koons‘un sanat pratiği, yüksek sanat ile popüler kültür arasındaki sınırları ortadan kaldırırken, “kitsch” nesneleri, tüketim imgelerini, gündelik kültürün kodlarını da sanat nesnesine dönüştürmüştür.

Ancak bu dönüşüm, aynı zamanda sanat yapıtının metalaşması sorununu da gündeme getirmiştir. Koons‘un sanatı, tüketim kültürünü temsil etmenin yanında onunla ironik bir bağlantı kuran paradoksal bir estetik yapıyı da ortaya çıkarmaktadır.

1980’li yılların başlarında Koons, hazır nesneleri Duchamp’ın sergilediği gibi gündelik yaşamdaki buluntu nesneler olarak değil, tüketim kültürünün pırıltılı ikonları olarak sunmaya başlamasıyla ün kazanmıştır.

“Değiştirilebilir Yeni Hoover” adlı yapıtı, kırmızı, yeşil, kahverengi şeffaf plastiğin içinde ve floresan ışığın altında sergilenen elektrikli süpürge, önemli yapıtı olmuştur.

Koons‘a göre, elektrik süpürgeleri sonsuzluğu çağrıştırmaktadır. Eser, postmodern çağda makinenin kutsanması anlamına da gelebilmektedir. Koons, sanatın satıcısı olduğunu, halkı modern çağın patronlarına dönüştürmekten zevk aldığını ifade etmiştir.

Koons‘a ün kazandıran diğer uygulamaları ise, paslanmaz çelikten ürettiği, yüzeyleri cilalanmış sıradan nesneler olmuştur. Bu tür eserlerinin en ünlüsü ise şişme tavşanlardır.

Koons‘un tavşanı, 1980’li materyalist yılların ikonu olmuştur. 1980’li yıllar, kapitalizmin toplumda pembe göründüğü, borsanın yükselişte olduğu, satış pazarlama ve markaların kilit unsurlar haline geldiği dönemler olmuştur.

Fikirlerini Andy Warhol’dan alan Koons gibi sanatçılar, bu dönemlerde kendilerini birer marka olarak pazarlamaya başlamışlardır.

Van den Bergve Pasera (2012), Warhol’un (Factory) “Fabrika” oluşumunun Koons gibi sanatçılar için bir paradigma işlevi gördüğünü belirtmişlerdir. Ölçek büyütme işlemleri Pop Art ile birlikte sanat sahnesine girmiştir.

Pop Art’ın yalnızca büyük ölçek fenomenine değil, günümüzün gündelik yaşamın içinden olan şeylerin büyük boyutlarda yeniden ölçeklendirilerek yeni üretimlerle oluşturulması pratiğine de etkisi büyük olmuştur. Dev tavşanlar, dev çiçekler, dev kuru kafalar, parfüm şişeleri vesaire.

Bu yapıtların özellikle, kamusal alanlarda yer alması, 1960’lı yıllarda sanata bir yenilik getirmiştir. Bu yaşanan pratikler, Pop Art’ın seri üretim ve kitle kültürünü, yüksek kültür sahnesine katması bağlamında, kendi avangardını temsil etmesini sağlamıştır.

Pop Art’ın konusu ticarilik olmuştur. Pop Art için ticaret ve onun nesneler dünyası, sanat tarihinde önem kazanmıştır. Roy Lichtenstein, 20.yüzyılda gündeme gelen iki eylemin sonucu olarak, ticaretin ve ticari sanatın içeriğini ve konuyu oluşturduğunu savunmuştur.

Pop Art, duyarlılık karşıtı eğilimin, ticari sanat ile birlikte kendiliğinden var olan duyarsızlıkla birleşmesinden doğmuştur. Pop Art, bir karşı sanat olarak doğmuş ve 1960’lı yıllarda büyük bir başarı elde etmiştir. 1970 lere gelindiğinde öne çıkan sanatçılar ünlenmiş ve önemli paralar kazanmışlardır. Galeriler, koleksiyonerler, sanatın bu ortamından memnun olmuşlardır.

1987’de Andy Warhol’un ölümünden sonra, Pop Art’ın yüksek enerjisi düşmüştür. Pop Art’ın başlangıçtaki imgeleri gerçekten sıradan oldukları için devrimci özellikler taşımışlardır. Daha sonraları ironik bir şekilde gerçek anlamda sıradan olmuşlardır. Pop Art’ın kronolojisinden şu sonuncu çıkarmak mümkündür; Pop Art’ın kitle kültürüne ait imgelerin yaygınlaşması ve akım haline gelmesiyle birlikte, eleştiri yapma özelliği de zayıflamıştır. Bu noktada katalizör olmak özelliği kuvvetlenmiştir. Pop Art, kitsch’in meşrulaşmasını sağlasa da kitsch’i meşrulaştıran, kitleler olmuştur.

Tüketim kültürü içindeki popülerleşmede, üsluplar ve beğeniler, piyasanın değişkenliğine bırakılmaktadır. Koons‘un elmasları, tavşanları, balerinleri gibi eserlerinde görülen içe yönelik yoğunlaşma ile gelişen sanatın temelinde “rahatlık” gözlemlenmektedir. Bu durum estetik dışındaki ilgilerle, gelişmiş estetik yaşamın yoksunluğuna sebep vermektedir. Sanatta içe yönelim ya da romantik yaklaşım, günümüz çağdaş sanatında Jeff Koons ve Takashi Murakami gibi sanatçıların yapıtlarında gözlenmektedir. Kitle kültüründe yüksek ve alçak kültür ayrımının olmadığı kanısı mevcuttur. Bu durum daima bir tartışma konusu olmuştur. Kitleler için sanat ve kitle kültürü imgeleri, sanat profesyonelleri tarafından bilinçli bir şekilde üretilmektedir.

Elit – Kitsch denilen kitsch, bu sayede varlığını devam ettirmektedir.

Ticari mantık tarafından, bu şekilde kültürel ve sanatsal ürünler, dayattırılmakta ve tükettirilmektedir.

Jeff Koons, (1955- ), 1980’li yıllarda sanat dünyasında kötü bir üne sahip olmuştur. Bazı eleştirmenlere göre, sanatı para ile başarılı bir şekilde birleştirmiştir.

Koons, 2007 yılında paslanmaz çelikten “Asılı Kalp” adlı eserini üretmiştir. Gagosian Gallery tarafından Sotheby’s müzayedede 23.6 milyon dolara satılmıştır

Koons, ilk kez “Yavru Köpek” (Puppy) adlı çalışması ile tanınmıştır. “Yavru Köpek” ilk kez Almanya’daki Arolsen’de bulunan 18. yüzyıldan kalma bir şatonun önünde sergilenmiştir daha sonra Newyork’taki Rockefeller Plaza ve İspanya’daki Bilbao’da Frank Gehry tarafından tasarlanan Guggenheim müzesinin yakınlarında sergilenmiştir. Dünyanın farklı yerlerinde sergilenerek pek çok izleyici tarafından tanınmıştır.

Sanat eleştirmeni Robert Rosenblum, “Yavru Köpek”i yapıtını şöyle tanımlamıştır: Koons fantazisi, bahçedeki bekçi köpeklerinin en şirini gözüken dev bir “kitsch”. Yaklaşık 13 metre uzunluğundadır. Yapımında binlerce petunyalar, sardunyalar, kasımpatılar, begonyalar kullanılmış, bahçe çardaklarına ait anıları tazeleyen yeni ve eski Barok sanatını iç içe geçirmiştir.

Sonuç olarak, “Yavru Köpek”, klasik heykellerin malzeme, konu ve biçim geleneğinden uzaklaştırılmış bir üretim olmuştur. 1988 yılında Koons, yapıtlarından oluşan bir gösteri hazırlamıştır. “Banallık” adındaki gösteri, New York’ta, Köln’de ve Chicago’da sergilenmiştir. Banallık’taki eserler, aziz heykelcikleri, Michael Jackson’ın oyuncakları, çizgi kahramanlar, küçük popüler nesnelerin büyütülmüş kopyaları olmuştur. Bu yapıtlar, Koons‘un gözetiminde Alman ve İtalyan sanatçılar tarafından üretilen porselen, ahşap, bazen altın kaplama yapıtlar olmuşlardır. Sanat eleştirmenleri, nesnelerin bitmiş hallerini, renkleri, iğrenç derecede parlak bulmuşlar, boyama ve model örneklerini ise pop örneklerinden ne daha kötü ne de daha iyi olarak ifade etmişlerdir.

Koons, dünyanın her tarafından topladığı dergiler ve dergi fotoğrafları ile reklam panosu boyutlarında resimleri özenle tasarlayıp düzenlemiş ve photoshop tekniğini kullanmıştır. Koons, güzel sanatlarda resmin köhne olduğunu, kendisi görsel dürtüyü reklamda yakaladığını ifade etmiştir.

Rosenbloom, Koons‘u, çirkinliğin zaferi ile keyif vermekte olan birisi olarak görmüştür. İzleyiciye sanat dünyasında sinir bozucu fırtınalar estirerek, güzel ile çirkin hakkındaki önyargıları kırarak, kitsch dünyasına iten bir sanatçı olarak görmektedir. Koons, izleyicide etrafındaki nesnelere karşı çocuksu bir beğeni uyandırmayı ve yeni bir anlam kazandırmayı amaçlamıştır. Koons‘a göre bu, “masumiyet” olmuştur. İzleyici, bu kavramla özdeşleştirilmiş olduğu yapıtların meta imajına yönelik olarak duyulan hazzın tatminini yaşamaktadır.

Koons, klasik heykel anlayışına alaycı bir yaklaşım sergileyerek ve yüzeysel bir tavırla ele aldığı gösterişli popüler kültür nesnelerinin kopyalarını yaratarak, “banallık” olarak nitelendirmiş olduğu kavrama teslim olmuştur.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.