Bir Cumhuriyet Rönesansı: Alman Hocalar ve Türkiye’nin Entelektüel Direnişi

Cumhuriyet’in ilanı, yalnızca siyasal bağımsızlığın değil, aynı zamanda büyük bir aydınlanma mücadelesinin başlangıcıdır. Çünkü Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında verilen savaş yalnızca cephede değil, aynı zamanda üniversite kürsülerinde, kütüphanelerde, laboratuvarlarda ve atölyelerde de sürdü. İşte tam bu noktada, 1930’lardan itibaren Türkiye’ye sığınan Yahudi asıllı Alman profesörler, ülkemizin entelektüel direncinin simgeleri haline geldiler.

Bruno Tautt

Baskıdan Umuda: Yolculuk Almanya’dan Türkiye’ye

1933’te Almanya’da yükselen Nazi karanlığı, yüzlerce seçkin bilim insanını mesleklerinden ve yurtlarından etti. Yahudi oldukları için üniversitelerden uzaklaştırılan bu profesörlere kapılarını açan ülkelerden biri, genç Cumhuriyet Türkiye’siydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip ve Hasan Âli Yücel’in destekleriyle yapılan davetler, ülkemizin üniversitelerini birer entelektüel liman haline getirdi. Bu davet, aynı zamanda Cumhuriyet’in aydınlanma hedefini taçlandıran en cesur adımlardan biriydi .

Yeni Bir Rönesansın Kahramanları:

  • Philipp Schwartz, Siegfried Oberndorfer, Berta Ottenstein: Tıp fakültelerinin duvarlarında yankılanan modern bilimin öncüleri… Patoloji ve dermatolojide yepyeni bir ufuk açtılar.
  • Ernst Eduard Hirsch, Gerhard Kessler, Richard Honig: Hukuk ve iktisat alanında yalnızca ders vermekle kalmadılar; Cumhuriyet’in yeni yasalarının şekillenmesinde rehberlik ettiler.
  • Fritz Arndt, Hilda Geiringer, Curt Kosswig: Kimya, matematik, zooloji gibi alanlarda bir laboratuvar devrimi yarattılar. Hilda Geiringer, dönemin iki kadın profesöründen biri olarak bilimde cinsiyet bariyerlerini de aştı.
  • Bruno Taut, Franz Hillinger, Rudolf Belling, Gustav Oelsner: Mimarlık ve heykelde modern Türkiye’nin estetik çizgilerini yeniden tanımladılar. Belling’in öğrencilerinden çıkan İlhan Koman ve Şadi Çalık gibi sanatçılar, bugün hâlâ bu mirası taşıyor.
  • Wolfram Eberhard, Karl Süssheim, Traugott Fuchs: Doğu dillerinden Çin kültürüne, oryantalizmden resim ve edebiyata kadar Türkiye’yi küresel entelektüel sahnenin bir parçası haline getirdiler.

Onların katkılarıyla İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Güzel Sanatlar Akademisi yalnızca birer eğitim kurumu değil, birer entelektüel direniş kalesi haline geldi.

Cumhuriyet’in Entelektüel Zaferi

Cumhuriyet Bayramı, yalnızca siyasi bağımsızlığımızı kutladığımız gün değildir; aynı zamanda fikirlerimizi, bilimi ve sanatı özgürleştirdiğimiz bir dönemin de simgesidir. İşte bu özgürlük atmosferi sayesinde, Nazi zulmünden kaçan akademisyenler Türkiye’de nefes alabildi; biz de onların ışığında bir Cumhuriyet Rönesansı yaşadık.

Bugün onların yetiştirdiği öğrenciler, kurdukları bölümler, yazdıkları ders kitapları hâlâ üniversitelerimizin damarlarında dolaşan bir kültürel hafızadır. Onlar sayesinde Cumhuriyet, yalnızca askeri bir kazanımla değil, aynı zamanda bilimsel ve kültürel bir zaferle de kök saldı.

Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonunu ve bu vizyonu destekleyen Yahudi asıllı Alman hocaların emeğini birlikte anmalıyız. Çünkü Cumhuriyet’in gerçek zaferi, hem cephede kazanılan bağımsızlıkta hem de üniversite kürsülerinde kurulan aydınlık gelecekte gizlidir.

Bugün bizlere düşen, onların açtığı bu yolu korumak ve yeni kuşaklara aktarmaktır:

Entelektüel direnişi sürdürmek, Cumhuriyet’in zaferini sonsuz kılmaktır.

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.