1848 Devrimlerinin belirtileri, Sicilya’daki ayaklanmalarla başlamış, ancak devrimin Avrupa’daki tetiklenmesi ise Paris’te olmuştur. Devrimden kısa bir süre sonra çalışanlara verilen haklar geri alınmış, işsizler lehine olan kamusal düzenlemeler de yürürlükten kaldırılmıştır.
1848 Devrimleri sanayileşme, sınıf çatışmaları ve burjuva ideolojilerinin güçlenmesi ile şekillenmiştir. Bu dönemde sanatta egemen olan akademik resim, mitolojik, tarihsel ve idealize edilmiş konular, toplumsal gerçeklikten giderek kopmuştur. İşçi örgütlenmeleri baskılanmış, kırsal bölgelerde yaşayan arazi sahibi olmayanlar ve çiftçiler, devrimlerle elde ettikleri kazanımları kısa süre içerisinde kaybetmişlerdir. 1850’li yıllarda yıllarla beraber liberal ekonomi Fransa’da hâkim olmaya başlamıştır. Devlet otoritesi 1848’den öncesine oranla daha fazla güçlenmiştir.
1848 Devriminin başarısız olduğu kabul edilir. “Devrim taraftarlarının talepleri anayasal yönetim, yasa önünde eşitlik, demokratik olarak seçilmiş parlamentolar, iktidarın ve zenginliğin seçkinlerden alınıp, halka verilmesi ile oluşan değişim ve ulusların özgürlüğü olmuştur”. (Parker, 2003 :165)
Birinci Cumhuriyetin ilk dönemlerinde sanatın işlevine dair devrim öncesinde yapılmakta olan tartışmaların yansımaları görülmektedir. Devrim düşüncelerine göre sanatın, ilerici sosyal değişimin hizmetinde olması beklenilmiştir. Ancak bunun nasıl gerçekleşeceğine dair güçlü bir politika geliştirilememiştir. İçişleri Bakanlığının Görsel Sanatlar Departmanı Müdürlüğü’ne atanan Charles Blanc (1813-1882), 1848 yılının Ekim ayında yayınlamış olduğu eylem planını yürürlüğe koyarak tasarlamış olduğu Cumhuriyetçi rönesansı gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Devrimin sanat anlayışı bireyselciliği sona erdirip gerçek bir halk sanatını biçimlendirmek üzerine kurulmuştur. Buna göre kentin kamu binaları, sokakları, köy okulları, tren istasyonları vs. her taraf Cumhuriyetin ahlaki değerlerini halka benimsetecek sanat esenleri ile şekillenecektir. II. İmparatorluk II. Cumhuriyetin ideolojisinin sanata yüklemiş olduğu sosyal işlevi ve buna ilişkin devlet politikalarını reddetmiştir. 1848 Devriminin başarısızlığı, devrim yanlılarının beklentileri, 1851 Devrimi ile de hayal kırıklığı oluşturmuştur.
Liberal ekonominin güçlenmesi, toplumda sınıf farklılıklarının derinleşmesine neden olmuştur. Fransa’da bu ortam içerisinde üç farklı sanatçı grubundan bahsedilmiştir; Gerçekçiler, burjuva kesimine hitap edenler ve sanat için sanat yapan sanatçılar.
- yüzyılın ikinci yarısında hızlı sanayileşme sonucunda ortaya çıkan zengin kesim, birçok tarihçiye göre kültürel yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir. Zenginleşen kesim, bir taraftan devletin kendilerine sağladıkları olanaklarla daha da güçlü olmuşlar, diğer taraftan meclise girmeyi başarmışlardır.
III. Napolyon’un memnuniyetle karşıladığı bir ortam oluşmuştur. Gerçekçilik (Realizm), burjuva toplumuna karşı siyasal bir eleştiri içermektedir.
Gustav Courbet, sanatta gerçekliğin doğrudan temsilini savunmuştur. Realizmi bir üslup değil, ideolojik bir tavır olarak tanımlamış, günlük yaşamın sanata konu edilmesini, sanatçının bireysel deneyiminin merkeze alınmasını savunmuştur.
Emile Zola’nın (1880-1902), Gustav Flaubert’in edebiyattaki gerçekçilik kaygılarını, Gustav Courbet (1819-1877), François Millet (1814-1875) ve Honore Daumier (1808 1879), resim sanatına yansıtmışlardır. Courbet ‘nin 1851 Salon’unda sergilenmiş olan üç resmi, kendisinin 1848 Devrimi ile birlikte akademik idealizmden koparak, gerçekçiliğe yöneldiğini göstermiştir.
Bu üç resim : “Panayırdan Dönen Flagey Köylüleri” (1855), “Taş Kırıcılar” (1850) ve “Ornans’ta Cenaze” (1849-50) resimleridir.



Courbet ‘nin bu yapıtları, Gerçekçilik akımının başyapıtları olarak değerlendirilmiştir. Bu yapıtlar, üslup ve boyut olarak Fransız tarih resimleri ile Hollanda portre ve janr resim geleneğinin bir sentezi olmuşlardır.
Salon’u ziyarete gelen üst sınıf mensuplarına Fransız toplumu köylülerinin ve kasabalı halkın yaşamı tüm gerçekliğiyle sunulmuştur. Courbet’nin yanı sıra Millet’in köy gerçekliği ile Daumier’in kent gerçekliği Gerçekçilik akımının resim alanındaki en belirgin yansımaları olmuştur.

Geleneksel sanatın başat aktörlerinden güzellik kavramı ise, yerini gerçekçiliğe bırakmıştır. İdealizasyon reddedilip, gerçekçilikte güzelin yanında, çirkinlik de yer almıştır. Gerçekçilikte sanatçının amacı, haz verici eserler yaratmak değil, somut gerçekleri yansıtan yapıtlar ortaya koymak olmuştur. Devrimin başarısız olması, Fransız sanatındaki romantizmi ve ütopyacılığı ortadan kaldırıp, modernizmin gelişmesine uygun bir ortam yaratmıştır. Bu durum gerçekçiliğin ortaya koymuş olduğu zihniyet değişikliği ile 20. yüzyıl sanatının etkilenmesini sağlamıştır.
Albert Glezies (1881-1953) ve Jean Metzinger (1883-1956), 1912 yılında yayınladıkları “Kübizm” başlıklı makalede, kübizmi anlayabilmek için Courbet‘e dönmek gerektiğini savunmuşlardır.
Guillaume Apollinaire (1880-1918) ise, Courbet‘nin kübist sanatçıların babası olduğunu ileri sürmüştür.
- yüzyılın ikinci yarısında modern sanatı şekillendiren sanatçıları etkileyen faktör sadece Courbet değildir. Özellikle 19. yüzyılın ilk yarısında fotoğrafın icat edilmesi ve ikinci yarısında da hızla yaygınlaşması, resim sanatını önemli ölçüde etkilemiştir.
1848 ve sonuçları, gerçek sanatçıları halktan tamamen uzaklaştırmıştır.1789 ve 1830 da olduğu gibi devrim yine üstün bir entelektüel faaliyet ve üretkenlik döneminden sonra gelmiş ve daha önceki devrimler gibi demokrasinin ve entelektüel özgürlüğün nihai yenilgisi ile sona ermiştir. Sosyalizm, herhangi bir direniş sergileyemeden yeni kurulan düzenin kurbanını olmuştur.
III. Napolyon’un yönetimi, finans, kapital ve büyük sermayeye dayanmıştır. Ordu proleteryaya karşı çok yararlı olmuş, ama burjuvaziye karşı mücadelede hiçbir faydası olmamıştır. Çünkü varlığı bu sınıfın desteğine bağlı kalmıştır. Fransa, yalnızca örtük koşullarda değil, kültürünün harici formlar formlarında da kapitalist bir ülkeye dönüşmüştür. Kapitalizm ve sanayileşmenin uzun süredir tanıdık hatlar üzerinden geliştiği doğrudur. Ancak tam etkisini şimdi göstermiştir. 1850’den itibaren gündelik yaşam, insanların evleri, ulaşım araçları, aydınlatma teknikleri modern kent uygarlığının başlangıcından bu yana geçen tüm yüzyıllarda olduğundan daha radikal bir dönüşüm geçirmiştir. Özellikle de lüks talebi hiç olmadığı kadar büyüyerek yaygınlaşmıştır. Naturalizm proletaryanın sanat akımı olarak ortaya çıkmıştır. İlk ustası, bir halk insanı ve burjuvazinin saygınlığı duygusundan yoksun bir sanatçı olan Gustav Courbet‘tir. Eski bohem çevresi dağılıp üyeleri her şeyi romantikleştirmeyi seven burjuva konumlarına geldikten sonra, Courbet‘nin etrafında yeni bir çevre, ikinci bir bohem oluşur. Courbet, lider konumunu sanatsal niteliklerine değil, esas olarak insana, en çok da kendi soyuna; sıradan insanların hayatını tasvir etmesine, toplumun daha geniş katmanlarına hitap etmesine burjuvazinin ideallerini hor görmesine borçludur. Courbet, inanmış bir demokrat, bir devrimci, zulmün ve aşağılanmanın kurbanıdır. Naturalist teori doğrudan Courbet ‘nin kendi sanatını gelenekçi eleştiriye karşı savunmasından doğmuştur.
“Ornans’ta Cenaze” (1850) sergisi vesilesiyle Fransız gazeteci yazar teorisyen Champfleury (1821-1889), eserlerinin popülerleşmesine yardımcı olmuştur. Şöyle ifade etmiştir: “Şu andan itibaren eleştirmenler realizmin ya yanında ya da karşısında olmak zorundalar” (Hauser, 2021 :130)
Courbet ve destekçilerini saran tutku, temelde politiktir. Özgüvenleri hakikatin öncüleri ve geleceğin habercileri oldukları inancından gelir. Courbet, 1951 tarihli bir mektubunda şöyle der ; “Ben yalnızca bir sosyalist değil, aynı zamanda bir demokrat ve cumhuriyetçiyim. Sözün özü devrim yanısıyım ve her şeyden önce bir realistim yani, hakikatin sadık bir dostuyum “ (Coulin,1909 : 6)
Courbet, Manet ve Empresyonistler, kendilerine göre ressamların işinin gerçek dünyayı dolaysız ve ödünsüz bir biçimde betimlemek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Courbet‘nin, Manet’in ve Empresyonistlerin temsil ettikleri gerçekçilik, 19. yüzyılın konuda değilse bile, uygulamada doğallığa dayanan bir sanata duyduğu yakınlık kadar kural dışıdır. Courbet‘nin ve fotoğrafın yanı sıra 19. yüzyılın ikinci yarısında sanatçıları etkileyen diğer bir unsur ise, Japon kültürü olmuştur. 1854 yılında imzalanan Shimoda Ticaret Anlaşması ile Japonya’nın sınırlarını Batı ile ticarete açması, bu coğrafyanın kültürüne ilgi gösteren Fransız sanatçılarını etkilemiştir. Japon modası pek çok sanatçıyı, özellikle empresyonistleri etkilemiştir. Gerçekçilikte, gerçekte olan her şey değerli bir malzeme olarak görülmüştür, Gerçekçiler, dünyada olup biten olaylara verdikleri tepkiler ile romantiklerin karşı geldiği tarafsızlığı hedeflemişlerdir. Bu tarafsızlığın anlamı, Courbet ‘nin 1849 yılında önermiş olduğu, Pre – Raphaelite ressamlarının eş zamanlı olarak benimsemiş olduklarından farklıdır. Ancak ikisi de gerçekçiliğin içerisine girebilmektedir. Hemen hemen gerçekçi olduğu iddia edilen tüm sanatçıların yaklaşımının temelinde bir paradoks bulunmaktadır.
Bu paradoks, özellikle 20. yüzyılın sanatçıları için geçerlidir. 20. yüzyıldaki gerçekçilik, çok yönlü bir üslup ve ideolojik bir yaklaşım sergilemektedir. Gerçekçilik 19. yüzyılda oluşan köklerinden bu yana son derece ilginç bir üslup yelpazesini kapsamaktadır, Pre – Raphaelite ressamları ve Courbet, artık aynı derecede gerçekçi ressamlar olarak görülmektedir. Ancak üslup özellikleri ve pentür alışkanlıkları önemli ölçüde farklılıklar göstermiştir.
1830 ve 1848 İhtilali, İdealizm ve Klasizm yerine Gerçekçiliği getirmiştir. 18. yüzyılın ilk yarısı ortalarından II. yarısının ortalarına kadar gerçekçiliği içine alan bir natüralizm (doğalcılık), resim sanatına egemen olmuştur. Endüstri rasyonel yöntemleri ve bilimsel araştırmaları gerekli kıldığından, bu sahalarda yeni araştırmalar gerekmiş ve böylece yeni bilim dalları doğmuştur. 1839’daki önemli olaylardan birisi de Auguste Comte’un “ Cours de la philosophie positive” yayınlanmış olması ve dolayısıyla pozitivizmin doğması olmuştur. Bu suretle metafizik reddedilmiş, rasyonel kavramlara ve bilimde uzmanlığa değer verilmeye başlanmış, doğa bilimleri ve metotlarına yer verilmiştir.
Courbet ‘nin Paris’e gelip kendini ilk realist olarak empoze etmesi, 1839 yılında rastlamaktadır. Resim sanatının çeşitli çehrelerini incelerken, ideal insan vücudunu esas alan, Antikiteye yönelmiş Klasisizmi, egzotik konulara yönelen Romantizm, zengin bir renk klavyesi ile izlemiştir. Sonraları atölye ortamı içerisinde yaratılmış olan Klasisizm ve Romantizm yerine, doğa karşısında objenin gerçeğini güzel olarak kabul eden Realizm, çağı temsil eden sanat olmuştur.
Courbet ‘e göre, kurallar geçici olmak durumundadır. Bu anlayış, resimde çoğulculuğun ilk işareti olmuştur. Bu sayede uygun üslup ve teknik, konunun akademik hiyerarşisinden daha önemli olmuştur. Modern avangard gelişme anlayışına yol açmıştır. Hem romantik, hem de klasik sanatçıların özünde idealist özellik taşımış oldukları görülmüştür. Bu açıdan izlendiğinde, 19. yüzyıl ortalarında Fransa’da romantiklere ve klasiklere karşı yeni bir anlayış, bir çatışmayı da beraberinde getirmiştir. Resimlerinde gündelik yaşamı ve sıradan insanları yücelten, sanatın çağdaş dünyanın olgularını yansıttığına inanan Courbet, Gerçekçilik akımına öncülük etmiştir. Courbet, konularını gündelik yaşamdan almış, yaşadığı çağın görüşlerini ve düşüncelerini sanatına aktarmış bir sanatçıdır. 1850 yılında kaleme aldığı “Gerçekçilik Manifestosu”nda, amacını “yaşayan sanat yapmak” olarak vurgulamıştır. Courbet‘nin 1855 Paris Dünya Fuarı’nda reddedilen çalışmalarını, kendi açtığı kişisel “Gerçekçilik Pavyonu”nda sergileyerek otoriteye baş kaldırması, bu dönemde bağımsız sanatçı tavrı ile avangard çekişmesinin farklı sanatsal arayışlarını da ateşlemiştir.
Courbet, sanatı toplumla iç içe görmüş, 1871 Paris Komününe aktif olarak katılmıştır. Ona göre sanatçı, toplumsal sorumluluk sahibi bir figür olmaktadır. Bu sebeple Realizm, sadece estetik değil, politik bir duruş olmuştur.
Courbet, realizmi akademik idealizme karşı geliştirdiği politik ve estetik bir duruş olarak tanımlamıştır. Gündelik yaşamı, gözlemlenebilir gerçekçiliği büyük ölçekli resimlerin konusu haline getirmiş, modern sanatın kırılma noktalarından birini oluşturmuştur.
1855 tarihli “Sanatçının Atölyesi : Gerçek Bir Alegori”, Courbet ‘nin “yaşayan sanat” vurgusunun örneği sayılmaktadır.
Courbet, resmin tam merkezinde kendi resminin, sağ tarafında bohem ve sanatçı arkadaşlarının, sol tarafında günlük yaşamın zenginlik, sefalet, yoksulluk, istismar edilenler bulunduğunu ifade etmiştir. Sanatçı, yaşayan insanlığı sergilemeyi hedeflemiştir.
Courbet, 1950’li yıllarda Paris sokaklarında karşılaşılabilecek insan tiplerini resimlemiştir. Resimde yer verdiği arkadaşları arasında Sosyalist düşünür Pierre Joseph Proudhon (1809-1865), Gerçekçilik akımının edebiyattaki öncülerinden Jules Champfleury (1820-1889) ve Fransız şair ve sanat eleştirmeni Charles Baudelaire (1821-1867) gibi kişiler bulunmaktadır. Courbet’in “Sanatçının Atölyesi” çalışması, 1850’li yıllarda Fransa’nın siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal özelliklerine ilişkin verilerle doludur.

Bağımsız sergi arayışları ve bu tür avangard çalışmalar, sanatın 19. yüzyılda Salon’dan kopuş sürecini hızlandıran faktörler arasında olmuştur. İlk olarak 1673 yılında sanat akademisinden mezun olan öğrencilerin eserlerini sergilemek için düzenlenen bu sergiler, 1725’ten itibaren Louvre’da Paris Salonu adı altında gerçekleştirilmiştir. 1748 yılından itibaren ödül almış akademik sanatçılardan oluşan jüri denetiminde düzenlenmeye başlamıştır. Salonlar, 19. yüzyılın sonuna kadar dünyada en yeni sanat çalışmalarının sergilendiği başlıca ortamlar olmuştur. 19. yüzyılda mitolojik kaynaklardan belirli konuları şablonlaşmış biçimde sunan bu anıtsal resimler, orta sınıfın beğenilerine artık hitap edemez olmuştur. Akademik sanat anlayışının hem hiyerarşik olarak en düşük değeri atfettiği konulara: gündelik yaşam, manzaralar ve natürmortlara ilgi duyan yeni bir izleyici kitlesinin aristokrasiden farklı olan talepleri, 19. yüzyılda görülen sanatsal değişimin belli başlı sebepleri arasında olmuştur. Diğer yandan akademizmi eleştiren Gustav Courbet, Manet (1832-1883) ve Monet (1840-1926) gibi avangard sanatçıların eserlerinin Salon tarafından çoğunlukla reddedilmesi, Paris sanat ortamında giderek artan bir hoşnutsuzluk doğurmuştur. 20. yüzyıla uzanan yıllarda Paris sanat ortamında akademik avangard tartışması, 20. yüzyıl boyunca devam edecek olan bir kültürel dinamiğin yeni arayışlar içerisindeki sanatçıların karşılaşacağı direncin ilk örnekleri dır. Bu direncin kökeninde sadece sanatın değil, dünyanın değişimine yönelik bir hoşnutsuzluk durumu da etkili olmaktadır.
Kaynakça
Parker, D. Batıda Devrimler ve Devrimci Gelenek. Çev. Kemal İnal, Dost Kitabevi, Ankara 1991
Malpas,J. Gerçekçilik. Çev. Derya Daşdemir, Hayalperest Yayınları, İstanbul 2024
Read,H, Modern Sanatın Felsefesi, Çev. Elif Kök, Hazal Orgun. Hayalperest Yayınları, İstanbul 2020
Turani, A, Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi İstanbul 1990
Hauser, A. Sanatın Toplumsal Tarihi, Çev. Duygu Şahin. Kırmızı Yayınları, İstanbul 2021
Lynton, N, Modern Sanatın Öyküsü, Çev. Cevat Çapan, Sadi Öziş, Remzi Kitabevi İstanbul 2015
Coulin,J. Fransız Resminde Sosyalist Dünya Görüşü, 1909
Antmen, A, 20.Yüzyılda Batı Sanatında Akımlar, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2013
Erden, O, Modern Sanatın Kısa Tarihi, Hayalperest Yayınları, İstanbul 2016
Courbet Establihes the Realist Art Movement ( n. d) In EBSCO Research Starters History,
EBSCO İnformation Services 2025
.


Bir Cevap Bırakın