Stela Vasileva’nın Construction Time Sergisi

Galatasaray Lisesi’nin yan sokağı Yeniçarşı Caddesi’nde yağmur eşliğinde yürürken kaldırımlar aynanın yansıması gibiydi. Caddenin ışıkları ıslak zeminde yansırken, insanlar başlarını eğmiş hızlı adımlarla ilerliyordu. Böyle havalarda şehir biraz içine kapanır, o kafkaesk melankolik havanın etkisiyle Collect Gallery kapısından içeri girdim.

Stela Vasileva’nın Construction Time sergisi yalnızca duvarda asılı işlerden oluşmuyor. Küratör Fırat Arapoğlu, sergiyi bir kat planı gibi değil, bir rota gibi kurgulamış. Daha girişte apartmanın zemin katında karşılaştığınız uzun ölçekli heykel, gelen ziyaretçileri aşağıdan yukarı doğru düşünmeye zorluyor. Metal ve camdan oluşan, şeffaf hortumu andıran heykelimsi bu form, hem akışkan hem de dirençli bir yapıda.

Serginin başlangıç noktası zemin katı, aynı zamanda ziyaretçinin yapının tüm katlarını ve tavanını aynı anda görebildiği tek yer. Dikeyliğin zihinsel haritası da işte o noktada  kuruluyor. Yukarıya baktığınızda sadece mimariyi değil, bir yükseliş fikrini görüyorsunuz.

Merdiven boşluğuna yerleştirilen cam ve metalden oluşan hat, giriş kattan galerinin bulunduğu kata kadar uzanıyor. Yumuşak kıvrımlar camın ovalini izliyor, ziyaretçinin katlar arasındaki hareketine eşlik ediyor. Yukarı bakarken formun da göz hizasıyla birlikte yükseldiğini fark ediyorsunuz.

Camın kırılganlığı ile metalin direnci burada yalnızca malzeme tercihi değil. Yan yana geldiklerinde aralarında görünür bir gerilim oluşuyor. Camın görevi ışığı içeri alırken, metal ise ağırlığı üstleniyor. Özellikleri farklı hatta zıt, buna rağmen aynı form içinde birlikte mükemmel bir şekilde duruyorlar. Serginin temel meselesi de burada beliriyor: İnşa edilen şey yalnızca strüktür değil; kırılganlıkla dayanıklılık arasındaki mesafe.

Galerinin bulunduğu kata ulaştığınızda duvara yansıtılmış videodan bu cam heykelin yapım sürecini izliyoruz ve sonrasında resimler karşılıyor sizi. Marker kalemle yapılmış şantiye enstantaneleri. İlk bakışta teknik sade görünüyor; fakat yaklaştıkça çizgilerin neredeyse fırça titizliğine ulaştığını fark ediyorsunuz. Demir yığınları, geçici iskeleler, yarım kalmış cepheler… Çizgi sabırlı. Acele etmiyor. Tıpkı bir yapının kat kat yükselmesi gibi, yüzey de katman katman örülmüş.

Bu resimler kentsel dönüşümün içinden konuşuyor. Ama slogan atmıyor. Daha çok emeği görünür kılıyor. Betonun içinde kaybolan insan hareketini geri çağırıyor. Çalışan bedenler, taşıyan eller, bekleyen boşluklar.

Sergiyi gezerken yine o tanıdık sahne geldi aklıma: Türkiye’de insanlar inşaat izlemeyi sever. Yıkım olduğunda ya da yeni bir temel atıldığında mutlaka birileri durur bakar. Şantiye çevresini saran bariyerlerin arasından açılan küçük pencereler, meraklı gözler için yapılır. O dar aralıktan bakarken hem mesafeli, hem ilgili olursunuz.

Vasileva’nın çerçeveleri bana o pencereleri hatırlattı. Her biri kontrollü bir bakış alanı. İçeri girmeden tanıklık etmek. Seyir ile katılım arasındaki ince çizgi.

“Construction Time” mekânın yükselişini ve algı biçimimizi birlikte düşündürüyor. Yukarı çıkan merdivendeki heykel yalnızca fiziksel bir hareket değil. Katlar arasında ilerledikçe bakış da değişiyor. Dikeylik burada mimari bir özellik olmaktan çıkıp deneyimin parçasına dönüşüyor.

Galeriden çıktığımda yağmur hâlâ devam ediyordu. Birkaç sokak sonra bir inşaatın önünde iki kişi durmuş içeri bakıyordu. Yukarı doğru uzanan bir iskele vardı. Bir an için sergiyle sokak üst üste geldi. Şehir inşa halindeydi, zaman da…

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.