Nuremberg: Hesaplaşmanın Sıradanlığı

Hollywood’da daha çok yazar ve yapımcı olarak tanınan (Zodiac, The Amazing Spider-Man) James Vanderblit’in merakla beklenen filmi Nuremberg, 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında yapılan Nazi yargılamalarına odaklanıyor. Sinema tarihinde çeşitli filmlerde karşımıza çıkan konu, kuşkusuz en çok klasik mahkeme filmlerinin tanınmış yönetmeni Stanley Kramer’ın Judgment at Nuremberg (1961) adlı filminden hatırlanıyor. Bu bağlamda, o güçlü filmde Yargıç Dan Haywood’a hayat veren, kariyerinin son basamaklarındaki Spencer Tracy’nin hayaletinin, 2025 yapımı filmin mahkeme koridorlarında hala dolaştığı bile söylenebilir.

Gerçek olaylara dayanan Nuremberg, öncülünün aksine, Nazi suçlarının genel toplamının ve vahşetin yargılanmasına değil, Yarbay Douglas McGlashan Kelley’nin (Rami Malek) yaşamının önemli bir dönemine odaklanıyor. 1945 Ağustos’unda Nazi liderliğinin baş psikiyatristi olarak atanan Kelly’nin, aralarında Göring ve Rudolf Hess’in de bulunduğu bir dizi üst düzey Nazi yetkilisini, ünlü duruşmalar öncesinde inceleme görevinde bulunduğu biliniyor. Sonradan “22 Cells in Nuremberg” adlı kitaba dönüşecek değerlendirmelerinin Göring’le olan kısmı da filmin merkezini oluşturuyor. Bu yaklaşım, olguya soğukkanlı ve görece nesnel bir bakış kazandırması bakımından kıymetli; ancak ana çatışma noktasının, Feldmareşal’in (Russell Crowe) mahkeme konuşmasına indirgenmesi ve bu “savunmanın” altyapısının yeterince güçlü kurulamamış olmasının filmin aleyhine işlediği söylenebilir. Bir başka deyişle seyircisini ilk andan itibaren finaldeki büyük hesaplaşma (“boks maçı”) için hazırlayan yapımın, finaldeki müsabakanın, sözgelimi Göring’İn Aşil Topuğu’nun gayet tahmin edilebilir olmasından dolayı etkisinin sınırlı olduğunu belirtmek mümkün.

Hannah Arendt, Türkçe’ye de kazandırılan muhteşem eseri “Kötülüğün Sıradanlığı: Eichmann Kudüs’te” adlı eserinde (Metis, Çeviren: Özge Çelik), kitabın ana aktörü olan Nazi kasabının şaşırtıcı derecede normal birisi olmasından yola çıkar ve okurunun / dönemi yaşamış kimselerin elinden bir canavarla karşı karşıya olunduğu tezini çekip alır. Kötülüğün sıradanlaştığı, olağan hale geldiği bir bu karanlık iklimin yaratılmasında, durumu sessizce kabullenen “sıradan insanların” da payı bulunmaktadır. Bu ahlaki çöküş ortamında, soykırımı ekonomik, dinsel, kültürel nedenlerle veya basit insani korkularla kabullenen yığınların “gayrıresmî ortaklığı”, soykırımın meşrulaşmasında ilk elden rol oynamıştır.

Özellikle Hollywood merkezli pek çok dönem filminde, sistemi ve izleyiciyi rahatlatmak için yaratılan “Canavar Nazi” mitosuyla çelişen bu doğru kavrayışın, kimi anlarda Nuremberg’te de karşımıza çıktığını ve eseri görünür kıldığını belirtmek gerekir. Mahkemedeki açılış konuşmasıyla literatüre geçen; ancak filmde fazlasıyla çelişkili resmedilen Yargıç Robert H. Jackson’ın (Michael Shannon) Papa’yla görüşmesindeki Kilise’nin teşhiri (Costa Gavras’ın Amen’ine selam!), dönemin siyasi kodlarının her an karşımıza çıkması ya da Göring’in onca suça iştirak etmesine karşın söz konusu kızı ve eşi olduğunda yaşadığı çaresizlik, bu yönelimin dikkat çeken örnekleri arasında gösterilebilir. Benzer şeyleri Kelley’nin inişli çıkışlı eylem çizgisinde yakalamak olanaklı.

Bu noktada sahiciliği görünür kılan Malek’in performansının övgüye değer olduğunun altını çizelim ve konuyu bir başka örnekle sonlandıralım: Tarihin en kanlı suç örgütünün Hitler’in ölümünden sonraki lideri konumunda olan Hermann Göring, mahkemede toplama kamplarının görüntülerinin kamuya açık ilk gösteriminin yarattığı infiali şu sözlerle savuşturduğunda geriye derin bir sessizlik kalır:

“Sen kazandın, ben kaybettim. Galip gelseydim, atom bombasıyla birkaç dakika içinde yüzbinlerce insanı yok etmenin bedelini ödemeyeceğini mi sanıyorsun?” Nuremberg, meseleyi klişe bir mahkeme (ya da spor!) filmine indirgediği ve Hollywoodvari yaklaşımını belirginleştirdiği anlarda sıradanlaşması bir yana, “happy end”e gözlerini kapadığı ve gerçekçi bir anlatının sınırlarını zorladığı sahneleriyle akılda kalan bir esere dönüşüyor. Meselenin “sıradan insani sorumluluğu”na dair yeni bir şey söylemeye yeterince cesareti olmasa da kimi söylemleriyle parlayan küçük ölçekli bir girişimde bulunuyor.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.