İç Dünyasının Dehası Yazar: Hermann Hesse

Hermann Hesse 1877’de Almanya’nın  Baden -Würtermberg  ayaleti Calw  kasabasında dünyaya gelir.  Şiir yazarak  yazın hayatına adımını atar. Seçkin kitapları okumasının sonucunda ilk şiirini yirmi beş yaşında yazar. Şiir yolculuğu onu öykü, gezi, eleştiri ve roman kitapları yazmaya iter. Hermann Hesse’nin  yapıtlarının en belirgin özelliği otobiyografik olmasıdır. Yapıtlarının her birinde birer ruh biyografisi yaratır. Yazdığı bir mektupta bu konuya dair şunu  söyler: “Onların her biri konumun bir çeşitlemesidir. Her biri diğerinin kardeşidir.”

Yazarın  elimdeki “Demian” yapıtı sekiz öyküden oluşur. Gerçekte ise sekiz öykü de bir   romanın parçalarıdır. Çocukluğundan  başlayarak tüm yaşam kesitlerini farklı bir mercek altında inceler . Özveri isteyen  bu yolculukta önce kendisinin sonra da okuyucusunun karşısında  ruhsal ve düşünsel olarak çırılçıplaktır.   Çok az yazar onun gibi beynini kayıt altında tutarak  yapıtlarını yazmıştır.   Yapıtlarının özgün ve özgür olması bundandır. Daha bir çocukken bile kendisine benzeyen bir başka insan değil  özüne benzeyen bir insan olmayı yaşam düsturu edinmiştir. Bu yüzden de kendisine sık sık şu soruyu sormuştur: “Ben kimim?”

İki Dünya” başlıklı  öyküsünde aile ile akılcı dünyayı  karşı karşıya getirir. İçine doğduğu aile güvenli ve sevgiyle  kuşatılmıştır. Dış dünya ise akılcı dünyadır.  Akılcı dünyada zalimlik, canilik, yalan, kötülük, adaletsizlik, yalnızlık, umarsızlık, açlık ve yoksunluk kol gezer.  Yapıtında  roman kahramanı “Emıl Sınclaır”  aracılığıyla  kendi  çocukluk ve gençlik anılarını  anlatır yalın bir dille. Emıl,  ailesinin ona sunduğu  sevgi dolu güvenli ortamdan  sıkılır ve dünyanın bilinmezliği ona cazip gelir.   Acımasızlığın dünyasıyla da   sınıf  arkadaşı Franz Kromer  sayesinde tanışır.  Sınclaır, arkadaşının  dış dünya ile olan  ilişkisinden etkilenir ve onunla kendisini  eşitlemek için elma çaldığı yalanını söyler.  Yalanı tüm çocukluğunu ıstırap ve korku içinde geçirmesine neden olur. Kromer’in ondan istediği parayı evden çalarak gerçekten de  hırsız olur. Anne ve babasına gerçeği anlatamadığı için  onun pis işlerinde kullandığı  maşası olur. Okurdan  çocuklarıyla ilişkilerini korku odaklı değil de affetme  ve değer odaklı  bir ilişki temelinde  geliştirmelerini ister.

Sınclaır ile Demian’ın  yapıtın baş kahramanları  olduğunu  “Kabil ile Habil” başlıklı  öyküsünde anlarız.  Demia’nın annesi dul ve zengin bir kadın olarak yaşamını sürdürür.  Sınıf arkadaşı Demian, Sınclaır’ın evinin  kapısındaki kuş biçimindeki  yassı  armadan dolayı onunla dostluk kurar. Sınclar ise Kromer’in kötülük dünyası içinde  ruhsal ve bedensel sağlığını kaybettiği için artık mutlu ailesinin bir üyesi olmaktan çıkar.  Kendisine yabancı olan bu dünyada kaybolur.  Değerlerine yabancılaşmanın bir başka çarpıcı örneğini yazar  bu ikili ilişki aracılığıyla verir.  Değerlerine yabancılaşan insan, kendi karşısında  da güçsüzleşir bu güçsüzlük hem insanı kendi karşısında küçültür hem de o insanın  yarınlarını yok eder.

Demian, insanın istediği şeye kavuşması  için  isteğini içinde içselleştirmesi gerektiğini  daha sonra da iradesini o istek üzerinde  yoğunlaştırarak   istediğine kavuşacağına  inanır.  İnsanların bakışını, vücut dilini ve sesinin tınısını gözlemleyerek o insanın düşünce biçimini  zihninde kodlar.  Enerjisini üzerinde yoğunlaştırdığı kişiye istediğini yaptırmanın  gizine de erer bu yolla.  Gözlemleri sonucu  Kromer’in eline düşen arkadaşının ıstırabını algılar ve arkadaşını Kromer’in elinden  kurtararak hem ona çocukluğunu hem de geleceğini bağışlar. Arkadaşı da  dostunun ona yaptığı büyüklük  karşılığında  yüreğinde ailesine duyumsadığı sevgiye dahil eder Demian’ı.

Hz. Âdem ile Hz. Hava’nın çocukları olan Tevrat ile İncil’de  adları Able  ve Cable olarak geçen “Habil ile Kabil”  hikayesine yüklediği anlamı  farklı  anlam yükler dostu.  Demian,   Kabil’in kardeşi Habil’i kıskançlığından dolayı  öldürmesinde bir sakınca görmez çünkü güçlüler her zaman güçsüzleri yok eder. Habil güçsüz, Kabil ise güçlüdür.  Kabil’in Tanrı tarafından alnına damga gibi vurulan nişandan dolayı herkesin ondan ve çocuklarından korkmasına  da saygı duyar. Bu korku kötülüğü baskı altında tuttuğu için   bir nevi insanlığı koruma altına alır. Onun  olaylara  farklı bakışı  Sınclaır’ ı ondan uzaklaştırır.

Lise öğreniminde  Demian ile yolları ayrılsa da onun  ruhunda bıraktığı izler silinmez ve onsuz bir yaşamda meyhanelerin müdavimi olur.  Ailesini de kaybeder  ve kendisini  yiyen bir  canavara dönüşür.  Taptığı Tanrı’nın kutsalını alaşağı eden bu yaşam biçiminde kusmuklar, küfürler ve  kabadayılıklar mevcuttur. “Beatrice” adlı  öyküsünde ise yolda karşılaştığı an  âşık olduğu kıza  Dante’nin Beatrice’ e duyumsadığı aşktan dolayı kıza   Beatrice adını verir.  Tanrısı olmuştur kız. Yitirdiği değer yargılarını o saf ve masum sevgide yeniden kazanır ve meyhanelere gitmeyi bırakır.   Aşkın insan ruhu üzerindeki yansımalarını çok net bir dille anlatır. Okurdan da aynı anlamı  aşka yüklemesini ister. Aşkın karşılıksız olması o aşkın  yüceliğini değiştirmediğini vurgular. Aslolan  duygularımızın olgunlaşmasıdır.  Duygularını olgunlaştıramayan   insan  ne aşkını olgunlaştırır ne de o aşkta  kendisini çoğaltır.   Kendisi de aşkında şehveti değil  aşkının saflığında kendisini  yüceltmiştir.   Çizdiği  her resim sevgilisinin yüzü değil,  Demian’ın  kadın yüzüdür. Bu yüz dostunun yokluğunda  ne kadar eksik olduğunu  ona  anımsatır.  Gerçekte ise yaşadığı aşk Beatrice duyumsadığı aşk  değil  dostuna duyumsadığı aşktır.   Minnet duygusuyla evinin kapısındaki  eski armayı çizerek dostunun adresine gönderir ve  dostundan da şu mesajı almıştır: “ Kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. Yumurta dünyadır.  Doğmak isteyen,  bir dünyayı yok etmek zorundadır. Tanrı’ya doğru uçuyor. Tanrının adı Abraxas’tır”. S. 114 Öğretmeninden  Abraxas’ın hem tanrısallığı hem de şeytansallığı  kendisinde barındıran  bir Tanrı olduğunu  ve  kabilelerde hala  büyü şeytanının adı olarak anıldığını  öğrenir. İyiliğin Tanrısı  sadece toplumda resmi olarak kabul edilen  dünyayı korurken  şeytan da dışarıda kalan  gerçek dünyayı korur. İki yarım dünyanın bir bütün haline gelmesinde şeytanın rolünün büyüklüğünü benimser.  İyiliğin  Tanrısına  tapmanın yarım dünyaya tapmakla eşdeğer olduğunu algılar. Bu düşünce yapısında  gerçeklik payının olması  düşüncelerini sarsar.

Tanıştığı Org müzisyeni  Pistorius, müziği  aracılığıyla insanların Tanrı ile ruhani bağ kurmasını  sağlayan birisidir.  Babası  gibi bir rahip olmak  istemez  çünkü dine, dinlere ve tanrılara bakışı farklıdır.  İsa’nın çarmıha gerilişinden tutun da  Yakup’un meleklerle  güreşine değin  üzerinde  ürettiği düşüncelerinden dolayı  yeni  dinler ve yeni tanrılar  yaratılma zorunluluğu olduğuna inanmıştır.  Kişiliğinin özüne ermiş bir yaşam bilgesidir. Yalnızlıktan ve açlıktan ölecek durumdadır. Ömrü  iç dünyasının  gözünün içine  bakmakla geçmiştir.  İnsan sıcaklığına ve  insanların ona vereceği sevgiye  muhtaç aç bir köpektir.  Demian’da  yeni bir dünyanın özlemini duyumsar.  Yakında  Avrupa’da çıkacak  olan  savaşın tüm dünyaya yayılacağını tahmin eder.  Yeniden karşılaştıklarında dostunu evine davet eder.  Arkadaşı, Demian’ın annesini  görünce düşlerinde gördüğü Demian’ın  yarı kadın  yarı erkek yüzünün annesinin yüzü olduğunu algılar.  Annesi Sınclaır’ın ona âşık olduğunu anlar ve ona  kendisini ona çektiği an  kendisinin  Sınclaır’a  geleceğini söyler. O da   ruhani çağrıyı gerçekleştirir. Bayan Eva kendisinin  yerine  oğlunu gönderir  onun evine. Sınclaır,  Demian’ dan   Avrupa’da savaş çıktığını ve  dostunun da  bir teğmen olduğunu  öğrenir.  Ondan  er olarak savaşa katılmasını ister.   Okur,  kimlerin geleceği için  savaştıklarını  bilmeden hayatlarını kaybeden insanların ölümlerine  tanık olur  içi acıyarak.

Evet, aile yuvasının güvenliğinin, dış dünyanın acımasızlığını,  taptığımız kutsalın  kendi içindeki çelişkilerini, insanın özüne yolculuk yapmasının o insanın hayat uğraşı olması gerektiğini, kutsalla tutunan insanların da doğru yoldan çıkacağını,  doğru arkadaşın insanın yaşam bilgesi  olduğunu,  yanlış arkadaşın da insanı  kendisinden edeceğini,  korkunun insanı ölüme götürecek değin ruhunda derin tahribatlar yarattığını,  kadına aşkta cinsel bir obje olarak bakılmaması gerektiğini, kadının insan ruhunda yarattığı saf  sevginin erkeği her türlü kirden arındırdığını, kadim dostluğun her koşulda insanı  ruhsal olarak aşkın çıkaramadığı yükseklere çıkardığını,  Tanrı’ya   taparken Tanrı’nın  dışladığı  akılcı dünyayı koruyan şeytana da tapmamız gerektiğini,   yeni bir  dünya kurmak için eski dünyayı yok etmek gerektiğini, bilinçaltımızın da dış dünya  gibi  adilik ve acımazlıkları barındırdığını, insanın  insanlığın üyesi   olması  için nefsi ile usunu  eğitmesi gerektiğini,  yaşanmayan her  duygunun hayatı yaşamamakla  eş değer olduğunu,  insanın  ruhsal, düşünsel ve tinsel çürüme yaşamadan kim olduğunu anlayamayacağının manifestosudur  Demian yapıtı.

Hesse, bir kez daha kendi iç dünyasından bize seslenirken  bizi kendi iç dünyamızda  sancılı olduğu kadar da  insan olarak  yücelten içsel bir yolculuğa çıkmaya davet eder.

Hermann Hesse.  Demian.  Çeviri. Kamuran Şipal. Can Yayınları. S. 199.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.