Yer: Doktor H’nin ofisi.. –Sonra ne oldu Perla? Bu soru kafamda birkaç kez yankılanıyor… kapısız penceresiz boş bir odada hapistim. Ve beni oraya geçmişteki sevgilim zorla sokmuştu. Son kez minik bir pencere gördüm kaneviçeli perdesi rüzgârla savrulan: umut! –Peki sonra ne oldu Perla.. Kim konuşuyor peki. Oysa yapayalnızım burada. Hatta üst tarafım yarı çıplak…...
Son Yazılar:
Anne Carson ile Şiir Üzerine
Yedi Deli Tek Zihin
Hiperpolitikadan Sonra Ne Geliyor?
Lambanın İçindeki Karanlık (Öykü)
Sanat Endüstrisinin İklime Etkisi Üzerine Düşünceler
HALİS DOKGÖZ’DEN “TEMASTAKİ İZ AYRINTIDAKİ ŞEYTAN” RAFLARDA
Gülüşümdeki Hançer İpekte Sınanmıştır
Türk Görsel Sanat Eleştirisinde Retorik Estetik ve Gözün Tasfiyesi
Lucky Luke 80 yaşında
LÉVİNAS’IN ÖLÜM, ZAMAN VE ÖTEKİ İLE HESAPLAŞMASI
En Zararlı Varlık İnsana Karşı Benim Yoldaşım Yapay Zeka
BEYOĞLU’NDA 97 ETKİNLİKLE “MUAMMER KARACA TİYATRO BAYRAMI” BAŞLIYOR!
Algoritmik Kapitalizm: Savaş, Kaos ve Düğümler
Otonom’dan Yeni Kitap: Devrimin Neşesi
21. YÜZYILIN GERÇEKLİĞİNDE SANATIN ANLAMI
ZYGMUNT BAUMAN’IN AYNASINDA MODERN İNSANIN SESSİZ ESARETİ
Sanatın Eşiğinde: Bakmak, Anlamak ve Söz Almak
JOHN PERKINS VE ROGER CROWLEY YENİ KİTAPLARIYLA TÜRKİYE’YE GELİYOR
EDWARD SAİD’İN “ENTELEKTÜEL” FİGÜRÜ ÜZERİNDEN ÇAĞIMIZIN VİCDAN KRİZİ
Kategori: Manşet
BİR DİRENİŞ OLARAK ÖZ BAKIM
Kapitalist öz bakım kavramı kişilerin kendi bakımlarından kendilerinin sorumlu olduğu düşüncesini empoze eder. Aktivist çevrelerde öz bakım hakkında daha fazla şey duymaya başladık. Son zamanlarda şiddete fazlaca maruz kalan ve politik olarak zor bir bağlamda yer alan biz insanlar yavaşlama, mola verme ve ruh sağlığımıza dikkat etme ihtiyacını giderek daha fazla hissediyoruz. Peki ama öz...
TÜMÜLÜSTEN GELENLER (ÖYKÜ)
Navigasyon uygulamalarına ne kadar güveniyorsunuz? Sorumu şöyle daraltayım: Acil bir geri dönüş yolunda, gecenin kör karanlığında, kuş uçmaz kervan geçmez bir köy yoluna balıklama dalacak kadar güvenir misiniz? Özellikle de araçta 4 Romalı lejyoner, 2 palyaço ve Drakula’ya benzeyen bir sihirbazla yolculuk ediyorsanız. Evet, bahsetmiş olduğum bu arkadaş grubu alışmış olduğunuz insan profillerinden epey farklı,...
Pusula (Öykü)
Ökkeş Ağa’ya ulaştırmak üzere yazdıkları pusulayı vermek istedikleri ulaklar köylüleri değildi. Ağalarının kapısını bekleyen, tetikçi köylülerinin arasından bilerek seçmediler ulaklarını. Gözleri bir saattir Ökkeş Ağa’nın kapısında fısır fısır konuşan iki şehir piçindeydi. Kurnaz köylülerdi. Yirmi yirmi beş yaşlarındaydılar. Kıyafetleri de fukaraydı kaçak bakışları kadar. Handa Ökkeş Ağa’nın kapısında iki dinozor gezinse daha az ilgi çekerdi....
NEREDENSE NEREDEN, KOVALAMAYIN, HİT OLMASIN (ŞİİR)
insan gölgeleri, yenilgi seviyor başka yenilgiler o gölgeleri büyüten başkalarının yenilgileri… rüzgâra karşılık vermeyeceksem ne diye büyük konuşup sustum? soracaklar ağlanacak şeyler halen çok içimde susmaya dahli var onların gülmenin tek umut kaynağı olduğu yerde herkes kangren oldu herkes kesti parmağı onun da vardır gayesi, böyle denilecek; hızıra da yetiştik bi gayret… anlık duygunun bu...
BAHÇELİEVLER KATLİAMINA DAİR MIZRAĞI ÇUVALA SIĞDIRMAYA YÖNELİK BİR FİLM
Yakın geçmişte ülkemizdeki en korkunç katliamlarından biri olan Sivas katliamı, belgeseller dışında kurmaca bir film olarak Kaygı’ya (2017) konu olmuştu (*); 12 Eylül öncesinin en kitlesel katliamı olan Maraş katliamı ise Babamın Sesi (Denge Bave Min, 2012) adlı Kürtçe filmin içeriğinde dolaylı olarak, katliama dair anıların aktarıldığı bir ses kaydı üzerinden dile getiriliyordu. Maraş katliamından...
HATIRLA (ŞİİR)
Gülüşler eskir mi sevgilim? Düşerse Bir intiharın eşiğine zambaklar İncir ağacını hatırla Göğün yere değen yüzünü Hani derdin ya Her şeyin bir zamanı var Kırılınca soğuklar Aşılmaz ormanlar aşılır Unutuluşa yakın Çiçekler açar arka bahçede Yağmuru hatırla Bir aynada saklı duran Tortuları Buharlaşmak yok olmak mıdır sevgilim? Bilinmeyene duyulan korku mudur? Uyandıran Uyuyan ırmakları derin...
Yüksel Caddesi (Şiir)
Yukarıdan görünen, hep aynı sahnelerin çekildiği filmin setinde sis perdesini yırtarak başlarını gökyüzüne uzatmış rengârenk şemsiyeler. Yüksel Caddesi kalabalığının arasında bir çift, inip kalkan göğüslerde eller, diz çökmüş bir erkek ortada, kanat takmış kız çemberi kırıp uçacak tutmasalar. “Evet!” geldiği an alkışlar, tebrikler, çığlıklar, onca gürültü patırtı içinde yükseliyor bir çift kumru görünmeden gökyüzüne.
Sessizlik derin bir çığlık (şiir)
Bir hesaplaşma hali insanın kendisiyle Uzak arayışların içinde bulduğu kendini Ve hep yeniden başlayan bir düş sersemliği. Geceyle bir Sabahları olduran bir bilinçle Kaygılı bir yenilikle Uykuyla uyanıklık arasında gelip gitmelerle Başka bir şiire bir tekrar niteliğinde Alıngan ama açık Belki bir suçluluk Belki bir yanılgı hissiyle Değişen ama hep aynı kalmakla ilgili. Bir ayrıcalık...
aparkat (şiir)
beyanlar ki gizlemek sakınmak azamet satıp durmak üzerine cilveli seslerde susmak bir de istatistiklerin yalan söylediği seri çocuk cinayetleri açık yara uçları zarifçe kesilmiş saçlar bihaber zulümsüz toprak yok yerin yüzünde tımar edilen ve hiçbir sıkılı yumrukta karanlığın nesneleştiği rahneler beliriyor kendi olma çabasında baldırlarımızdaki çiziklerde çevresi kordonla çevrilmiş hiçbir yer ring değilse de dövüşün...









