Takvimler 14 Şubat’ı gösterdiğinde vitrinler kırmızıya boyanır. Kalp biçimli çikolatalar, gül demetleri, kampanyalı akşam yemekleri… Her yıl aynı sahne kurulur. Kimileri bu günü coşkuyla sahiplenir, kimileri “ticari icat” diyerek burun kıvırır. Oysa mesele ne yalnızca romantik heyecandır ne de sadece piyasa düzeninin bir organizasyonu. 14 Şubat, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık duygularından biri...
Son Yazılar:
Tansık (Şiir)
Doğum Sancısı (Şiir)
ARMAGEDDON: SONLA BAŞLANGICIN BULUŞMA NOKTASINDAKİ YIKIM
AŞK: KALPTEN BEYNE, PAZARDAN SANATA
Stela Vasileva’nın Construction Time Sergisi
boş ayna (şiir)
intro. outro. (şiir)
SEVİLEN KADIN, GÖRÜNMEYEN HAYAT: ADİLE NAŞİT’İ YENİDEN OKUMAK!
Sergi: “Kırmızı bir Kuştur Soluğun — Takvim İptal”
Türkiye’de Güzel Sanat Eseri Sahipleri ve GESAM
Koray Feyiz ile Günümüz Şiiri ve Sorunları Üzerine Bir Söyleşi
Sakal
JOHN BERGER’İN GÖZÜNDEN: ŞİİRDE SESSİZ İMGELER
Hasan Sarıtaş Gallery’den Mümin Candaş-Sessiz Döngü sergisi
ELEKTRONİK MÜZİĞİN NERESİNDEN?
Düşünme Üzerine Düşünme – Metacognition Mercek Altında
Nuremberg: Hesaplaşmanın Sıradanlığı
Suskunluk (Öykü)
Hannah Arendt ve Avrupalı-olmayan Halklar Üzerine Trabzansız Düşünmek
Yazar: Sami Günal
CEMAL SÜREYA: TÜRKÇEDE KALAN SES
Bazı şairler öldüklerinde susmazlar; yalnızca seslerini biraz geriye çekerler. Cemal Süreya da onlardan biri. Bugün ölüm yıldönümü deniyor buna ama insanın içinden geçen duygu daha farklıdır: Bir ses hâlâ oradadır, yalnızca konuşmak için acele etmez. Türkçenin içinde, sabırlı ve dikkatli bir bekleyiş gibi durur. Cemal Süreya’yı anmak, bir şiiri yüksek sesle okumaktan çok, cümle kurarken...
YAKINLIKTAN UZAK ADAM
Bazı insanlar vardır; bir mekâna girdiklerinde ortamdaki hava hissedilir biçimde değişir. Ne kahkaha patlatırlar ne kavga çıkarırlar ama odanın havası bir anda güneşliyken hafif bulutluya döner. Bu hikâyeye girmeyi hak eden müzik adamı da öyleydi. Girdiği yere gölge gibi oturur, kimsenin üzerine doğrudan düşmez ama herkesin ruhuna ince bir gölge serperdi. İnsan görünmez gölge olur...
ANKARA’DA TABELA FOTOĞRAFLARI: TOPLUMSAL BOŞLUĞUN YENİ RİTÜELLERİ
Televizyon haberlerine yansıyan, Ankara’daki sıradan bir yön tabelasına akın akın gidip asılarak fotoğraf çektiren gençlerin –hatta kimi yaşlıların– görüntüsü, ilk bakışta hafif ve gülünç bir manzaraymış gibi durabilir. Oysa biraz daha dikkatle bakıldığında, bu davranışın toplumsal dokuda çok daha derin bir çatlağın dışavurumu olduğu görülür. Akım diye adlandırılan davranışa kapılan gence “Neden buradasın?” diye sorulduğunda...
ÖĞRETMENLİK İLE ÖĞRETMEN OLMAK ARASINDA
Toplumların kaderi, çoğu zaman en görünmeyen ellerle çizilir: Öğretenlerin elleriyle. Bu yüzden eğitim üzerine konuşurken sözü dolandırmak, kavramları cilalamak ya da günübirlik övgüler dizmek yerine, en temel yerden başlamak gerekiyor: Öğretmenlik dediğimiz şeyin ne olduğundan, daha doğrusu ne olması gerektiğinden. Ve o noktada aynı soruyla yeniden yüzleşiyoruz: Bir sıfatı taşımak mı önemlidir, yoksa o sıfatın...
DEVRİMDEN KARŞI DEVRİME, KARŞI DEVRİMDEN YENİDEN KURULUŞA
Bir ülke düşünün: En karanlık çağında bile “aydınlık” kelimesine tutunarak ayağa kalkmış, gaipten gelen sesleri değil, halkın iradesinin üstünde başka bir kudret tanımamış… Bir ulus düşünün: Küllerinden yeniden doğmakla kalmayıp, tarihini aklın terazisinde yeniden kurmuş. O ulus devletin adı Türkiye, o aklın adı Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir insanlık hamlesidir. 29 Ekim...
BİR YOLCULUĞUN GÖLGESİNDE: UZAKTA BÜYÜYEN ÇOCUK (ÖYKÜ)
İnsan bazı yolculuklara bir bavulla değil, bir ömürle çıkar. Ben öyle çıktım bu yola. Yola düşmeden evvel sırtımı yasladığım koltukta, zihnimde bir duvar kâğıdı gibi asılı duran geçmişin gölgeleriyle vedalaştım. Gökyüzü yorgundu, ben daha da yorgun… Ama içinde umut serpintisi taşıyan her yorgunluk, aslında bir yeniden doğuş sancısıdır. Bu yolculukta belki oğluma kavuşacaktım, belki kendime....
İKİ KİMLİK ARASINDA: BİR ÖĞRETMEN-YAZARIN HİKÂYESİ
İmza günlerinde okurlarla buluşmak bir onur nişanesi; entelektüel hayatın taç yaprağı olsa gerek. Sarıyer gibi edebiyatın ve sanatın buluşma noktası olan bir yerde on ikinci kez düzenlenen “Uluslararası Edebiyat Günleri”ne “popüler olamayan yazarlar” (!) kontenjanından davet edilmek, emeğin kutsanmasının kanıtıdır. Saygınlık ve itibar, bir yazarın en kıymetli hazinesidir. Fakat bu ışıkla aydınlanan hayatın arkasında bambaşka...
ÂŞIK MAHSUNİ ŞERİF: HALKIN GÖNLÜNDE BİR DAĞ GİBİ
Bazen bir türkü, bir halkın içini, yıllarca söyleyemediği kelimelere döker. Bazen bir bağlama teli, yüzyıllık bir kırgınlığı dile getirir. Bazen bir ozan, kendini söylerken bile halkını anlatır. İşte Mahsuni Şerif tam da bu yerden konuşur insanlara: Ne kendini büyütür ne halkını küçültür. Sadece söyler. Öylece, yalın ve derin. O söyleyince dağlar dinler, ovalar karşılık verir,...
KÖYÜN KALBİNDEN YÜKSELEN BİR UYGARLIK HAYALİ
Köy Enstitüleri’nin en büyük başarılarından biri, birey olmanın yanında yurttaşlık bilincini de inşa etmesiydi. Bir ülkenin en kadim sorusudur: Nasıl kurtulur bu toplum? Çaresizlikle bezenmiş bu soru, ya içe kapanarak ya da dışa açılarak yanıt bulur. Bazıları Batı’dan devşirilecek reçetelerle ilerleme umar, bazılarıysa geçmişin tozlu sayfalarında altın çağlar arar. Oysa bazen bir halk kendi cevabını...
- 1
- 2









