ARMAGEDDON: SONLA BAŞLANGICIN BULUŞMA NOKTASINDAKİ YIKIM

Bu yazıdaki amaç ileriye bir yeniçağ  episodu sürmek değildir. Toplumsal sorunlar ve karmaşa karşısında estetik standartlar oluşturmak hiç değildir. Amacım bizlere çoktan ışıklarını yakmış olan yeni çağım alametlerini sıralayabilmektir.  21’yy  çağ başında  böylesi vurucu yıkımlarla karşılaşacağı hiç kimsenin aklına gelmemişti. Aklımıza gelmeyenler arasında yığınla tehdit karşıladı insanoğlunu. Yerkürenin isyanı depremler, yangınlar, seller artık dünyanın bu yükü  taşıyamayacağını sırtındaki yüklere isyan  ettiğini ima etmekteydi. Çünkü güneş sistemimizde  “çok ilginç bir tez” olan dünya çok yanlış kullanılmış ve insan tarafından egoistçe tüketilmişti. Büyük bir canlı olan dünya isyan halindeydi. Oysa insan dünyayı yüzyıllar boyunca cansız bir varlık olarak algılamıştı. Cansız büyük bir kütle. İstediği gibi davranırdı, kirletir, tüketir yakar ve kendini de baş köşeye yerleştirebilirdi.

İlk çağ, karanlık çağ, skolastik devirler ve modernist süreçler boyunca insan iflah olmaz bir aymazlık içinde yaradılışın bu yüksek parlaklıktaki varlığını ölü saymıştı. Bu tipik bir demir çağı davranışıydı. Aslanlara parçalatılan kölelerle, modern dünyada bir fabrikada günde on sekiz saat çalışan bir insanın arasında pek fark yoktu. Her ikisi da eylem olarak aynı kapıya çıkıyordu. Güç elde etmek isteyenlerin vahşeti. Parçalayarak elde etme. Şiddet uygulayarak gücü  ele geçirme Demir çağı insanının tipik davranışıydı. Görünümdeki araç ve gereçler değişik olabilirdi ancak kullanılan kavramlar aynıydı, aynı ruh dolaşıyordu ortalarda, aynı vahşi istek biçim vermişti düşüncelere. İnsanlığın bir zamanlar yaşadığı “Altın çağdan aşağıya doğru yavaş yavaş Gümüş çağına, Bronz çağına, sonunda nispeten daha kısa olan ve manevi bereketin maddi refaha dönüştüğü karanlık çağ olan Demir çağına ulaşmıştı”. Dörtlü çevrimin sonu yeni bir dörtlü çevrimin başı olan bu çağ : Zamanın dilini kuşanarak insanoğlundan hesap sormaktaydı. Yaşlılıktan gençleşmeye doğru evrilen insan toplumları son kertede çocuklaşma dönemini başlatacaktı.

Calabrıa’lı kahin düşünür De Fiore insanlığın yaşadığı ve yaşayacağı dönemleri üç büyük evreye ayırmıştır. Bilimin hüküm sürdüğü ilk dönem, kölelerin zamanı ,öğrenmeyle geçen bir evreydi ve bu yaşlıların zamanıydı. Bu dönem kırbaç altında gerçekleşmişti. Makro kozmozun bu evrede genç olduğunu varsayıyoruz. İkinci evre Bilgeliğin evresiydi: Oğulun babaya bağlılığın yaşandığı evre. Eylemin damgasını taşıyan dönem. Bu zamanı da inanç belirlemişti ve genç insanların evresiydi bu. Üçüncü dönem ise kavrayışın evresi olarak yaşanacaktı. Derin düşüncenin ve farkındalığın  yaşanacağı dostların zamanı olan bu dönem çocukların zamanı olacaktı. Saflığın baş tacı edileceği zaman dilimi; Altın Çağ.

Bazı Doğulu bilim adamların Aquarian çağı olarak adlandırdıkları ; içinde yaşadığımız zaman dilimi çelişkiler ve yıkımlar yaşanan bir zaman ve mekan akışı içinde iç bakışın yüksek bir gerilimini barındıran ve özcü bir yapı taşıyan özellikleriyle : Adeta bu kez gözcülüğü, uygulamayı ve karar verme yetisini kendisi üstlenmiş gözükmektedir. Yeni  bir bebek çağın nasıl olması gerektiğini sanki kendisi belirleyen bir yüksek güç gibi hareket etmekte ve elinde saydam bir kılıçla doğruyu eğriden ayırmaktadır. Dünya göksel büyük bir gözün gözlemi, göksel büyük bir beynin yönetimi altına girmiştir. Kısaca toplumlar yaşlandırdıkları Makro kosmozun yeniden gençleşmesini izlerken ağır kayıplar vermektedir. Artık evrenin bu noktada kendi diliyle konuştuğunu kendi evrensel  yasalarını ileri sürdüğünü düşünüyorum. Zamanın bu yeni akışı ve yüzü yirmi asır boyunca yaşanmış bir zaman belleğinin hesabının verilmesi yolundadır ve yirmi asır boyunca yaşanan her olgunun bedelini bizim kuşaklar pek ağır ödemektedir. Bu aynı zamanda şeytanın kol gezdiği bir dünyadır. Birden bire kötücülleşebilen her türlü insanın ulaştığı ve  ulaşacağı sonuçları göster ki burada şeytan melekten sadece  kıl payı uzaklıkta durmaktadır.

Çağın  alametleri öylesine fazladır ki insan zihni bunu algılamakta zorluk çekmektedir. Her şey çok hızlı olup bittiği için olayları tek tek değerlendirmeye ne zamanı-ki bu eski zamandır-  ne de gücü yetmektedir. On yılda yaşanan bir günde yaşanıp bitmekte ve yeni olaylar çevrimi başlamaktadır. Bu büyük girdapta hayatta kalabilmek belki de bir başarıdır ya da ne biçimde kalınıyorsa o da bir sorumluluk gerektirmektedir. Ölçü olarak insanlığın giderek uzaklaştığı ve unuttuğu paylaşım ve kardeşlik duyusu ve köken olarak sürüp geldiği yer sevgi enerjisini yeniden kullanıma sokma bir mihenk taşı olarak göklerden belirlenmiştir sanki. Öte yandan insanlığın unutmuş olduğu ne varsa yaradılışın üstün meziyetleri ki insanoğlu bunları çok az kullanmış ve yarattığı tuhaf sistemlerle hiç uygulamadığı tüm üstün meziyetleri neden unuttuğu sorulmaktadır kendisine. İnsanoğlunun asırlar boyunca tasarlamış olduğu savaşlar talan ve yağma eylemleri enerji olarak geri dönmektedir ve savaş istemeyen kainat artık hesap sorma aşamasını başlatmıştır. Ve şöyle düşünmektedir evren: Yeni çağda en önemli hak yaşamsal haktır ve bu hak karşısında ekonomik ve siyasal bütün mazeretler geçersizdir. Ve insanda; yirmi asır boyunca alışkanlık haline gelmiş her şey tümden yıkılmalıdır.

II

2019  yazı  boyunca gökyüzünde sayısız  parlak çisim , hemen parlayıp sönen  tuhaf ışıklı gök cisimler  görmüştüm .Onlardan biri de Sjupp‘un (Rakun)  ters köşesindeki Sap Riska  yıldız kümesiyle  Nal takım yıldızı  arasında çok derinlerde gidip gelen iki parlak yabancı  gök cisimleriydi. Hepsini  hazla karışık bir korkuyla izlemiştim  ve ilk kez böyle işaretlere tanık oluyordum. Gece olduğunda   yüz binlerce yıldız  omuzlarıma kapanıyordu ve ben başımı gökyüzüne çevirdiğimde beni avutan , umut veren gök cisimlerini anlatılmaz bir mutlulukla  izlemeye dalıyordum. İki takım yıldız arasında gizemli bir yol alışla gidip geliyordu tanımlayamadığım bu ışıklı cisimler. Sonra  birden bire gözden kayboluyorlar, koyu lacivert derinliklerde gözden yitiyorlardı. Onların Orgon kutuları-evrenin enerjisini toplayan kutular- olduğuna karar vermiştim. Kararımın ertesi günü de  bu düşüncemden hemen vazgeçmiştim. Çünkü onlar canlıdan da öte çok başka bir biyolojik düzeyde olmalıydılar. Gökyüzü çok umut vericiydi ,çok derin çok gizemli. İki takım yıldız arasında bu denli düzenli  ve  bilinçli bir tarzda gidip gelen bu gök cisimlerinden  bana olağan dışı bir frekansın çarptığını duyumsuyordum. İzolan dille bir konuşma başlamıştı aramızda. Ben onları algılayabildiğim sürece onlarda beni çok rahat izleyebiliyorlardı elbette. “Korkma hiç korkma” dediklerini duymuştum. Zihnimin kanalları benim öz düşüncemin ötesinde yabancı bir frekansın sözcük ve anlamlarıyla dolmuştu. “ Yıkımdan korkma, alışılmış olan yıkılıyor, yeni çağ başlıyor. “Makro kozmos’dan aldığım bu iletişim bir mikro kozmos olan  bana, can siperhane olayların yaşanacağını bildiriyordu apaçık. Ben yine de gecenin karanlıklarında en yükseklerde yüzen bu ışıklı cisimlerden gözlerimi alamıyordum. Belki büyülenme anı dedikleri buydu belki kendinden geçme hali, yıldızların tozuydu beni böyle duyumsatan.

III

Dante’nin İlahi Komedya’daki üstadı ve  yoldaşı: putperest  döneminde Roma’da yaşayan Latin şair Vergilius M.Ö  kırk dolaylarında Demir Çağı’nın yakında son bulacağını  yazıyordu eserlerinde. Alametlerin çoğunu almış olmalıydı ve önünde daha yaşanacak olan bir o kadar asır olduğuna hiç bakmadan bu yorumu yapıyordu. Çağların ikliminin “Bir son duyumsatması”nı bu  denli derinden algılayan şair için dörtlü çevrimin son çağı olan  “Demir Çağı” artık sona ermeliydi. Lanetli bir çağdı bu ve insan soyu çığırından çıkmıştı. Toplumlar  azgınlaşmıştı.

IV

2I. yy dolaylarında giderek hız  kazanmış olan “ sonla ilgili duyumsamalar” artık yeni iklim kuşağının etkisi altındaki dünyayı göstermektedir ki ekolojik felaketlerden, güneşteki patlamalara, göktaşı tehditlerinden, toplumsal patlamalara, bireysel garipliklerden, aşırı toplumsal kaymalara dek her şeyi kuşatmaktadır  Merkezden ve Bir’den uzaklaşma olarak yaşanan Modernizim  sonrası süreçlerde de yatay dünyanın insanlar üstünde körlük yaratması yanlış bir yaşam biçimi ortaya çıkarmış ve bu yanlışlık maddeye yansıyarak dünyamızı yerinden oynatmış ve çarpmıştır. Aslında kozmik varoluş süreçlerinde Dünya, güneş sisteminde ve diğer güneş sistemlerde  ilginç bir kozmik tezdir.

İnsanlığın şu anda deneylemekte olduğu süreç yeni dünyanın ortaya çıkmasına neden olacak ve kolektif  bilinçteki hatlar yeniden döşenmek üzeredir. Kozmik yaşam nehrinden beslenmek gölge ve ışığın yüksek spektrumuna tabi olmak. Her insanın Gaia ile anlaşması vardır. Dünyadaki manyetik alan ızgarası beynimdeki trilyonlarca  parçadaki DNA ile konuşur.

Demir çağında insan ruhunun yarısını toprakta yarısını suda yarısını ateşte bırakıyor artık. Gökyüzü şimdi yeni bir tohumlamaya hazırlanıyor… İlksel dünyalarda sıvı demirden oluşan yoğun sıcak çekirdeklerin etrafında ergimiş kaya kabukları vardı. şimdi ise iki asır boyunca toplumsal kesitteki  katılaşmış demir eriyordu.

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.