AKLIN SUSTURULDUĞU SANAT: SÜRREALİZM

Avangard terimi, 20. yüzyılın ortalarında estetik ve politik radikalliğin, kültürel bağımsızlığın, sosyal isyanların şekillenmeye başladığı dönemlerde gündeme gelmiştir.

Batı toplumlarında kapitalist gelişmeler, kültürel faaliyetlerin ticari değer çöküntülerine uğraması, sanatı metalaştırmıştır. Avangard sanatçılar, oluşan bu değerlere karşı duyulan huzursuzluktan dolayı sanatsal kurumlardan uzaklaşma gereğini duymuşlardır. Bu ruhsal yabancılaşma ve kopukluk, avangardizmin çıkış noktası olarak gösterilmiştir.

Sanat, mantık değerlerine ve reel nesnelere değil, ruhsal bir dünyaya yönelmiştir. Sürrealizmin temel kaynağı ve içsel modeli ise, Sigmund Freud’un bilinçaltı dünyası olmuş, düşünce mirasını ise dadaistlerden almıştır. Dada hareketi, burjuva rasyonalizminin sonucu olarak görülen I. Dünya Savaşı sırasında yaşanan yıkımın yaratmış olduğu durumlardan doğan bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Dada’nın eylemleri, sanata, topluma ve ahlaka bir başkaldırı olarak yansımıştır. Dada hareketi, avangard sanatta, dünya görüşünde, ideoloji ve psikolojinin önemini vurgulamıştır. Sürrealizmde, Dada ile birlikte iki farklı etki kaynağı bulunmaktadır. Doğanın, dünyanın ve nesnelerin insanın varlığı ile yüklenmiş duygusal mekân parçası olan anlayış (majik realizm) ile, görsel rüyaların alanı olan “pittura metafisica”dır. Sürrealizm de Dada gibi bir yaşam felsefesi olup, mantık, akıl dünyasını başka bir dünyaya dönüştürmüştür. Sürrealistler bu gerçeği yaşanan çağın bir gereği olarak görmüşlerdir. Bu felsefede, Camus, Max Ernst, Sartre, Duchamp, Joan Miro, Salvador Dali, birliktelik içerisinde olmuşlardır.

Andre Breton, 1924 yılında sürrealizmin “Gerçeküstücü Manifesto”sunu yayımladığında, sürrealizmi doğal bir eylem olarak ifade etmiştir. Manifesto’nun yayımlanmasından sonra “Gerçeküstücü Araştırmalar Bürosu” açılmış, “La Revolution Surrealiste” sergileri düzenlenmiştir.

1930-1933 yılları arasında “Le Sürrealism au service de La Revolution”, altı sayı olarak yayınlanmış, 1933-1939 yılları arasında “Minotaure” gibi sürrealist dergiler yayınlanmıştır. Bu avangard dergiler, sürrealizmi tanıtmış oldukları gibi, politik bir tavır da izlemişlerdir.

Andrea Breton, sürrealizmde Marx’ın diyalektik materyalizminden de etkilenmiştir. Marx’a göre felsefenin amacı, dünyayı yorumlamaktan ziyade değiştirmek olmuştur. Breton’un Marx’tan almış olduğu “Bütünün Mantığı” kavramı, Marx tarafından Hegel’den alınmıştır. Hegel diyalektiğini, doğasında bulunan mistisizmden kurtararak incelemiştir. Marx ve Hegel’e göre, toplum sistemleri bir bütünlük içerisinde bulunmakta (politik, ekonomi, din, sanat vb) tek başına ayrı olarak anlaşılamamaktadır. Böyle bir durumda sanat, varlığın çelişkili yönlerinin bir sentezi olmaktadır.

Breton, 1924’te yayımladığı I.Manifestosunda, rüya ile gerçekliğin birbiriyle çeliştiğini ancak gelecekte mutlak bir gerçekliğe dönüşebileceğini vurgulamıştır. Sürrealistlerin üretmiş oldukları gerçek üstücü görüntüleri, mantık dışı, şok edici eylemleri, aklın zorbalığına da son vermiştir. Sürrealistler, ilk dönemlerinde sezgileriyle deneysel yollardan bilimsel sonuçlara ulaşmışlar, ikinci dönem ise, “akli dönem”, sosyal devrimlere yönelen bir dönem olmuştur. Breton, bilimsel çalışmaların sanat üzerinde etkisini yitirmiş olmasından dolayı 1929 yılında II. Manifestosunu yayımlamıştır.

Breton, II. Manifestosunda sürrealizmde, mantık dışı, gerçek dışılık, etki tepki kavramlarını ele almıştır. Bu özellikler sadece resim ve heykel ile sınırlı kalmamış şiir, felsefe ve politikayı da içermiştir. Breton’un düşünceleri, sürrealizmin statikten dinamiğe, mantıktan eyleme, geçtiğini de göstermiştir. Sürrealistler, modern sanat akımları içerisinde ilk kez varlığın bütüncül gerçekliğe içsel olarak yönelmişlerdir. Sürrealizmde bilinç dışı güçlerin özgür eylemleri de kısıtlanmış, hayal gücü, gerçekliğe dönüşmüştür.

Andre Breton’a göre, sanat, yalnızca akıl dışılık değil, akıl ile akıldışının birbiri içerisine geçerek, hayallerin dünyayı dönüştürmesi olmuştur. Toplumu ve insanı tarihsel gerçeklik olarak ortaya sunulan tarihsel kandırmacaların da esaretinden kurtarmışlardır. Sürrealistler yerleşik toplumsal düzeni bir baskı unsuru olarak görmüşler, Sigmund Freud’un düşüncelerinden yararlanmışlardır. Bir yandan Freud’a, diğer yandan Fransız Komünist Partisi’ne yakınlık göstermişler, toplumsal isyanlarını sanata taşımışlardır. Freud’un *Rüyaların Uorumu” (1900) ve “Gündelik Hayatın Psikolojisi” (1901) yapıtları, 1920’li yıllarda Fransızcaya çevrilmiş, sürrealist sanatçıları etkilemiştir. Sürrealistler, isyanlarını rüyalarında, hayallerinde ve bilinçaltının derinliklerinde, sürrealizmde aramışlardır. Sanatsal yaratıda ruhsal otomatizme yönelmiş ve doğaçlamaya önem vermişlerdir.

Sürrealizm, 20. yüzyılın başında öznenin bilinç dışı ile kurduğu ilişkinin görsel bir temsili olarak ortaya çıkmıştır. Burada düşsel imgelerin biçimlenmesi de söz konusudur. Sanat tarihçesi Hal Foster, “The Image and the Unconscious, Painting in the Age of Sürrealism” (2004) başlıklı makalesinde, sürrealist resim anlayışına psikolojik bir derinlik kazandırmıştır. Foster’a göre sürrealizm, bilinç dışını resimlemekten ziyade, görmenin bilinç dışı yapısını ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Hol Foster, sürrealist resmi sadece rüyaların resmedilmesi değil, rüya mantığı ile düşünceyi resmetmek olarak tanımlamıştır. Freud’un “Rüya Yorumu”nda iki kavram olan yer değiştirme ve yoğunlaştırma süreçleri ile araştırmalarını yapmıştır. Foster’in araştırmalarında yoğunlaştırma ve yer değiştirme kavramları temel dinamikler olmuştur.

Rene Magritte, Max Ernst, Salvador Dali, psikanalitik süreçleri biçimsel açıdan yeniden üretmişlerdir. Foster’in araştırmalarının özgün yanı, sürrealist resimde rüya kavramını sembolik bir içerik olarak değil, görsel algının yapısal dönüşümü olarak ele alınmasıdır. Ona göre özne, teknolojik çağın imgeler analizine şahit olmaktadır. Bu bağlamda sürrealizm, modern bilincin krizleri ile yüzleşen ilk sanatsal alan özelliğini taşımaktadır. Yoğunlaştırma ve yer değiştirme süreçleri, sürrealistlerin görsel yaratımlarını biçimlendiren bilinçdışı stratejiler olmaktadır. Örneğin Magritte in ve Dali’nin eserlerinde nesneler arasında mantıksal bağlar bozulmuş, imgeler kaydırılarak yeni anlamlar üretilmiştir. Salvador Dali, zamanın akışkanlığı eriyen saat imgesiyle temsil etmiştir. Foster’e göre, bu eserde bilinçdışı mekânsallaştırılmıştır.

Dali’nin “Belleğin Azmi” çalışması, 1931 yılında gerçeklik duygusunu yok etmiştir. Hol Foster, süprematizm ile sürrealizm ilişkisini de incelemiştir. Süprematizm ve sürrealizm, birbirlerinden çok farklı iki modernist akım olarak görülmektedir. Sürrealizm, bilinçdışının irrasyonel imgelerine eğilmiştir. Süprematizm ise, görünen dünyanın ötesinde “saf form”un ruhsal alanlarına ulaşmaya çalışmıştır. Foster, bu iki eğilimi, derinlik psikolojisi perspektifi ile birleştirerek incelemiştir.

Kazimir Malevich‘in süprematizmi, dış dünya temsilinin reddedilmesi ile içsel bir görme biçimi yaratmaya çalışmıştır. Maleviç’e göre, “Beyaz Üzerine Beyaz” 1918 eseri, bilinçdışının imgeleriyle değil, bilincin tamamen soyutlanmış halini yansıtmaktadır.

Sürrealizmde ise bu alan, bilinçdışının imgelerle dışavurumu olmuştur. Süprematizmde ise, formun bütün maddesel bağlardan arındırılıp ruhsalın aranması söz konusudur. Bu durumda sanat, görünen dünyanın sınırlarını aşmış ve psişik bir alana yönelmiştir. Foster’in analiz ettiği sürrealizm, bilinçdışının imgeleriyle yüzleşmektedir.

Malevich’in süprematizmi ise, bilinçdışının ötesinde saf varlık haline ulaşmak gayretinde olmuştur.

Bu bağlamda sürrealist resim, psişik derinlikleri ortaya çıkarmaktadır. Süprematist resim bu derinliğin metafizik saflaşmasıdır. Freud’un psikolojik kuramıyla olan ilişkilerini inceleyen diğer bir sanat tarihçisi ise, Down Ades‘tir. Ades “The Politics of the Unconscious Sürrealism, Psychoanalysis and the Avant Garde “(2018) adlı makalesinde, sürrealistlerin bilinç dışı kavramını politik bir araç haline getirdiklerini ifade etmiştir. Ades, çalışmalarını Breton’un sürrealist manifestosu (1924) ve Freud’un “Rüya Yorumu” (1900) arasındaki ilişkilerden yola çıkarak geliştirmiştir. Ades’e göre, sürrealist sanatçı, rüya imgelerini resmetmektedir. Rüya gibi düşünmektedir. İmgeleri mantık dışı bağlarla zaman dışı ilişkileri sağlayarak bir araya getirmekte, düş mantığıyla görmeyi sağlamaktadır. Rüya artık içsel bir deneyim olan olmaktan uzaklaşmış, bir gerçeklik biçimi olmuştur. Sürrealist resimde tesadüf ve absürd önem kazanmıştır. Resimdeki figürler ve diğer elemanlar arasındaki absürt, tuhaf, acayip grotesk dikkat çekmektedir.

Sürrealist resim anlayışı Paris’te doğmuş, diğer ülkelere yayılmıştır. Sürrealizmin etkisi Fransa’da Pierre Ray, Yves Tanguy, Felix Labisse, İngiltere’de, William Blake’in ulusal sanat geleneğinde görülmüştür. İspanya’da Salvador Dali, Joan Miro, İtalya’da Giorgio Chirico, Almanya’da Max Ernst, önemli sanatçılardır.

Sürrealizmin düşünce yapısındaki absürt ve tesadüf konseptleri, bilinçaltı sanatı olarak Freud’a dayanmaktadır. Belçikalı ressam Rene Magritte (1898-1967), eserlerinde hayali atmosferlerden ziyade, temsil olgusunu vurgulamıştır.

Gerçeklik ile yanılsama, nesne ile imge arasındaki ilişkileri incelemiştir. Farklı kompozisyonlarında benzer imgeleri zıtlıklar kurgulayarak görsellikler yaratmıştır.

İspanyol realist ressam Salvador Dali, (1904-1989) eserlerinde anatomik vücut etütlerine ağırlık vermiş, biçimleri sonsuz bir ufka yerleştirmiştir. Dali’nin figüratif çalışmalarında, bilinçaltının dışa vurumu olan süreçte mantığın ve aklın hakimiyetinden kurtulduğu izlenmektedir. Breton’a göre, Dali’nin çalışmalarında rüya ile gerçeğin, geçmişle geleceğin, ölümle hayatın arasındaki ilişkilerin ortadan kaldırıldığı zihinsel bir durum söz konusudur.

Fransız dadacılardan Max Ernst (1891-1976), sürrealistlere katılmış frotaj gibi kazıma teknikleri kullanarak rastlantılara dayalı hayali atmosferler yaratmıştır. “Fil Celebes” 1921 çalışmasında, kolaj tekniğini kullanmış görsel yanılsamalar yaratmıştır.Marc Chagall, resim sanatındaki mistitizime ve halk türkülerine olan ilgisi ile eserlerini üretmiştir. Salvador Dali Magritte ve Ernst, sürrealist resmin figüratif yönünü oluştururken, soyut tarafta ise İspanyol ressam Joan Miro, önemli sanatçılardan biri olmuştur. Miro yapıtlarında, bilinçaltının derinliklerine yönelmiş, görsel anlamın oluşturulmasına odaklanmıştır.

Sürrealist sanatçılar, kolaj, biçim bozma, frotaj, otomatik desen ve bütünüyle rastlantısallığa dayalı yeni yöntemleri kullanmışlardır. Yunan asıllı İtalyan sanatçı Giorgio Chirico (1888-1978), sürrealizmin önde gelen ressamlarındandır.  İtalya’da 1913-1919 yılları arasında etkin olan Scuola Metafisica (Metafizik Ekol) grubunun üyesi olmuştur. Chirico, Arnold Böcklin (1827-1901), Max Klinger 1837-1921) gibi sanatçıların fantastik ögeler ile sıradan ögeleri, gerçek ile hayal unsurlarını birlikte kullandıkları simgeci yapıtlarından etkilenmiştir. Chirico, sıra dışı perspektifi, gölge oyunları ve hayali atmosferleri ile önemli bir model teşkil etmiştir. Metafizik Ekol’de 1920’li yıllara kadar üretmiş olduğu eserler, sürrealistlere örnek olmuştur.

Andre Breton’un sürrealizme en yakın gördüğü ressamlardan birisi de Andre Masson’dur. (1896-1987) Masson, 1920’li yılların başında soyut dışavurumcu imgelerden oluşan otomatik desenleri üretmiştir. Masson, eserlerinde toz, kum vb. gibi malzemeleri de kullanarak doku ve şekil yaratmıştır. Chirico ve Masson‘un eserleri birbirlerinden önemli derecede farklılık göstermiş olsa da ortak noktaları ikisinin de eserlerini bilincin ve aklın baskısından kurtararak üretmiş olmalarıdır. Chirico ve Masson’un üretmiş olduğu resimler, soyut dışavurumcu, hayali, figüratif ve atmosferik olarak tanımlanabilen çeşitli yaklaşımları içerisinde barındırmıştır. Yves Tanguy (1900-1955) da Dali ve Ernst gibi resimlerinde illüzyon etkileri çalışmıştır.“Karanlık Bahçe” ve “Yavaşlık Günü” yapıtlarında, hayali soyut manzaraları ile bilinçaltını görüntülemeyi hedeflemiştir. Belçikalı ressam Paul Delvaux (1897-1994), “Huzursuz Kent” ismini verdiği eserinde, hayali bir kenti eserlerinin sahnesi olarak kullanmış, Chirico’nun eserlerine benzer mimari öğelerle resimlerini kurgulamıştır.

 

KAYNAKÇA:

Farting, S. (2012) Sanatın Tüm Öyküsü, Çev Aldoğan, G. Çulcu, F C. Hayalperest Yayınları, İstanbul

Christopher, B, (2010), Modernizm, Çev. Nursu Örge, Dost Kitabevi, İstanbul

Cottington, D (2021), Modern Sanat, Çev. Duygu Pınar Kayhan, İkü Yayınları, İstanbul

Tunalı, İ, (2008). Felsefenin Işığında Modern Resim, Remzi Kitabevi İstanbul

Turani, A, (1990), Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi İstanbul

Poggioli, R. (2024). Avangard Sanat Teorisi, Çev. Ayşe Boren, İletişim Yayınları, İstanbul

Read H, Sanat ve Toplum, Çev. Elif Kök, Hayalperest Yayınları, İstanbul

Foster, H, (2004), The İmages and the Unconscious, Painting in the age of Sürrealism, October

Ades, D, The Politics of the Unconscious Sürrealism, Psychoanalysis, and the Avant Garde, Art History Journal.

 

 

 

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.