Nöbet: Toplumsal eleştirel taşlama içeren bir beden-korku filmi

Prömiyerlerini önde gelen uluslararası festivallerde yapmış yılın dikkate değer filmleri birbiri ardına vizyona girmeye halen devam ediyor. Geçen haftalarda sinemalarda gösterilen Kefaret (Atonement) (*), Devrinin Adamı (Notre salut) ve Primetime’ın (**) ortak bir noktası gerçek vakaları, gerçek kişileri çıkış noktası olarak almalarıydı. Ay sonunda vizyona giren En Sevdiğim (El ser querido) ise tamamen kurmaca bir öykü perdeye getiriyor, aynı hafta gösterime giren Nöbet (Sanguine) de fantastik sinema mecrasından.

Prömiyerini Cannes Film Festivali’nin gece yarısı gösteriminde yaptıktan sonra fantastik sinemanın mabedi Sitges Festivali’nde en büyük ödül olan En İyi Fantastik Film ödülünü kazanan -ve ABD’de en azından şimdilik yalnızca festival mecrasında izleyici karşısına çıkmış iken Fransa ile eş zamanlı olarak ülkemizde vizyona giren- Fransız-Belçika yapımı Nöbet (Sanguine) bir “body-horror” (beden-korku) filmi, yani en önde gelen örnekleri David Cronenberg sinemasından çıktığı üzere, insan bedeninin grotesk biçimlerde dönüşüme uğramasına, tahrip olmasına ve benzerlerine ilişkin görsel sunumlar perdeye getiren filmlerden.

Marion Le Coroller’in Thomas Pujol ile ortaklaşa yazdığı senaryodan ilk uzun metraj filmi olarak çektiği Nöbet bir hamburgercideki kasiyerin kendini beğenmiş bir müşterinin menüde olmayan bir sipariş verme ısrarını hızlıca savuşturması için müdürü tarafından sıkıştırılınca söz konusu müşteriye saldırmakla başlayarak ortalığı kan gölüne çevirdiği kara komedi ambiyanslı bir sahneyle açılıyor. Filmin konusuyla bağlantısı daha sonra belli olacak olan bu açılış sahnesinin ardından bir hastanenin acil servisinde stajyer olarak çalışmaya başlayan Margot’nun başına gelenleri -açılış sahnesinden farklı olarak, uzun süre devreye mizahi bir anlatım girmeden- izliyoruz. Stajyerleri son derece zorlamasıyla tanınan başhekim her bir stajyerin olabildiğince hızlı biçimde ve dolayısıyla olabildiğince çok sayıda hasta bakmasını talep etmektedir (hmm…, hamburgercideki müdürün çalışanların olabildiğince hızlı biçimde ve dolayısıyla olabildiğince çok sayıda müşteriye hamburger satmasını talep etmesi gibi!). Margot önceleri bu beklentiyi karşılamaktan çok uzak bir performans sergiler. Derken bir gün uykusuzluk şikayetiyle acil servise gelen genç bir borsa çalışanının sırtında bazı tuhaf dokular tespit eder. Bir müddet sonra kendi sırtında da benzer dokular ortaya çıkar ve vücudu belirgin bir yara olmamasına karşın usulca kanamaya başlar. Araştırmaları bu durumdan mustarip başka gençlerin de olduğunu ortaya koyacaktır…

Son derece sürükleyici bir film olmanın yanı sıra emekçiler üzerindeki performans baskısını yeren toplumsal eleştirel yönelimi de dikkate ve övgüye değer bir film Nöbet. Muammanın hem izleyici hem Margot nezdinde artık çözüldüğü finalinde filmin ana gövdesindeki gerilimli tekinsizlik yerini, emekçilerden beklentileri iyice hicvetmeye yönelik olarak absürt bir anlatımın devreye girmesine bırakıyor. Epilog konumundaki sahneler ise son yıllarda sinemada denk geldiğim en zekice matrak; dolayısıyla, en unutulmaz taşlamaları perdeye getiriyor.

 

En Sevdiğim

Prömiyerini bu yılki Cannes Film Festivali ana yarışmada yapan ama festivalden ödülsüz dönen İspanyol yapımı En Sevdiğim’de Javier Bardem yıllardır görüşmediği kızına kendi filminde rol veren ünlü bir yönetmeni canlandırıyor. Çekimlerine yakında başlanacak filmde rol alma önerisinin yapıldığı randevuda Emilia adlı genç kadının babası Esteban’a çocukluğundan beri duyduğu yoğun kırgınlığın içten içe halen sürdüğü ortaya çıkıyor. Esteban zor iklim koşullarında gerçekleşen çekimler esnasında bir yandan kızına torpil yaptığına dair imalarla diğer yandan da kızıyla temiz bir sayfa açma niyetinin bir türlü arzu ettiği gibi olumlu sonuç vermemesinin hayal kırıklığıyla cebelleşiyor ve bu gerilim sonuçta set ortamına da yansıyarak film çalışmalarını son derece olumsuz biçimde etkiliyor.

Konusu bir film çevrilme çalışmaları esnasında geçmesi dolayısıyla film çekim pratiklerine dair içeriden açılan bir pencere niteliği taşısa da En Sevdiğim sonuçta bir ‘aile draması’ ve konusu itibariyle, geçen yılın en iyi filmlerinden, yeni bir film çekme hazırlığındaki emektar bir yönetmen ile kızları arasındaki sorunlu ilişkileri odağına alan Manevi Değer’i (Sentimental Value) anımsatıyor. Film boyunca Emilia’nın kırgınlığının nedenlerine dair temel doneleri alıyoruz: Gençliğinde alkolik olduğu anlaşılan Esteban (artık ağzına içki sürmüyor) Emilia’yı ve annesini terk etmiş (artık bir başka kadınla evli ve o kadından iki çocuk sahibi). Emilia çocukluğunda yaşadıklarının ve babasız büyümüş olmanın kendi üzerindeki etkilerini Esteban’ın tasavvur edemediğini savunuyor, Esteban ise Emilia’nın geçmişe dair çocukluktan baki tek yanlı bir algıya sahip olduğunu…

Javier Bardem kariyerinin en iyi performanslarından birini sergilese de En Sevdiğim insanın tam olarak içine işleyebilen bir film değil. Film boyunca zaman zaman perdeye gelen, görüntünün bazen siyah beyaza dönüşmesi, kadrajın değişmesi gibi görsel trükler tam olarak anlamlı ve işlevliden ziyade biraz yapay, zorlama hatta özenti duruyor. Ancak kanımca En Sevdiğim’i yeterince tatmin edici olmaktan uzak kılan unsur karakterlerin filmin başındaki ilk randevu sahnesinden farklı bir noktaya varmamaları. Böyle olunca filmin bıraktığı tat “bazı yaralar kapanmaz” burukluğundan öteye gitmiyor.

 

(*) bkz.: https://ekdergi.com/kefaret-savas-denen-melanet-uzerine-dusundurucu-bir-film/

(*) bkz.: https://ekdergi.com/devrinin-adami-bir-isbirlikcinin-notr-portresi/

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.