bir sabah, aynaya baktım
yüzümde eski bir yangının külleri vardı
zaman, iz bırakmakta usta
sanki her gün biraz daha silip yeniden yazmış beni
bakışlarımın ardında bir yabancı geziniyordu
tanıdık ama adı unuttuğum biri
“bu ben miyim?” dedim
sesim, camın öte yanına geçemedi
bir zamanlar inandığım her şey
sessiz bir kül tabakası gibi duruyor içimde
külle yandım
hâlâ sönmedim
külün altından bir sıcaklık sızıyor hâlâ
belki de umut bu kadar sessizdir
bu kadar inatçı
ayna sustu
ben sustum
o sessizlikte
kendimi yeniden tanıdım
geçmişe bakarken ağlamıyorum
sadece gülüyorum
bir yanık yerini okşar gibi
şefkatle
sessizliğin -anatomisi IV güneşin gözyaşı
gecenin en sessiz yerinde
bir ses duydum
belki de bendim,
belki de sabahın soluğu
gökyüzü ağırdı
bir çizgi belirdi ufukta
güneş, ağlayarak doğuyordu
o gözyaşlarında bir sıcaklık vardı
öyle tanıdık, öyle insanca
ben de ağladım
bu kez, acıdan değil
gözyaşlarım, toprağa düşen ilk yağmur gibiydi
yeni bir filizin umudunu taşıyan
bir anlığına
kalbimin içinden bir ışık geçti
yaralarım, o ışıkta solgun gül yapraklarına döndü
bütün acılarım
bütün eksiklerim
bir melodinin parçasıymış meğer
güneş sustu sonra
ben duydum
ışığın da ağladığını
o anda öğrendim
ağlamak, bazen yeniden doğmaktır
sessizliğin anatomisi V yeni deri
bir sabah uyandım
kalbim hafifti
yaralarım konuşmuyordu artık
sanki her biri birer çiçeğe dönüşmüştü
tenimden bir eski ben soyuluyordu
usulca, acısızca
alttan taze bir deri belirdi
ışığa alışmaya çalışan bir çocuk gibi ürkek
aynaya baktım
kül gitmişti
yerinde narin bir parıltı
bir hayat kalmıştı
“iyileşmek,” dedim
“unutarak değil, hatırlayarak olur.”
her yara
yeni bir tene yön gösterir
susmuyorum
bağırmıyorum da
sözlerim ılık bir rüzgâr gibi
kalbime değip geçiyor sadece
biliyorum şimdi
her acı
yeniden doğmak isteyen bir ışığın kılığında gelir
ben o ışığın adı


Bir Cevap Bırakın