Gaspar Noe’nin neredeyse tek mekânda, müzik-dans eşliğinde geçen ve uyuşturucu etkisiyle yaşanmış toplu bir cinnet vakasını gösteriye dönüştüren Climax, yönetmenin tam anlamıyla imzasını taşıyor. Film kışkırtıyor, hem seyircinin hem seyrin sınırlarını zorluyor ve elbette siyasal eleştiriler taşıyor. Climax’e geçmeden Noe’nin niçin “haylaz” sıfatıyla anıldığını kısaca hatırlamakta fayda var. Arjantin doğumlu yönetmen, özgün sinema dilini yaratırken...
Son Yazılar:
KEREM QOSARÎ: “DİLERİM ÇOK DİLLİ SAHAFÇILIK HEDEFİMİZE ULAŞIRIZ.”
Hologram Etler
BİR KAR GECESİ (ÖYKÜ)
Sinemanın Sırları: Louis Malle
AŞK’IN KANAYAN HİKÂYESİ
Hasan Kıran’ın “Abuzambak” sergisi Brieflyart Galeri’de
Beyoğlu Film Günleri başladı
Yeni Dalga’nın Büyükannesi: Agnes Varda
KAÇ DUA BAĞIŞLATIR (ŞİİR)
“Arkası”–Nihat Özdal ve Ebru Ceylan’dan Fotoğraf ve Metin Arasında Bir Diyalog
RESSAM – TASARIMCI ROZA TULGA İLE SÖYLEŞİ
LABİRENT SANAT’TAN YENİ SERGİ “SUPERNATURA”
Hüzün Boşluğunda Bir Dünya: Kazan mı Yoksa Kaynayan mı?
Elif Karaosman: FIRTINAYI HİSSETMEK
SIR: WERNER HERZOG – SİNEMADA GERÇEKÇİLİK
İdeolojik Bir Tekrarın Kurgusu: Tienanmen’de İsyan
BENTO’NUN TUHAF HUYLARI
“SOLO BOTTER: BURHAN UYGUR” SERGİSİ, CASA BOTTER’DE ZİYARETE AÇILDI!
Adorno’yu Yanlış mı Anladık? Eleştirel Teorinin Günümüze Etkisi
Yazar: Haydar Ali Albayrak
Jack: Lars von Trier’in Saplantılı Evreni
Hepimizin malumu, “Trier yine ne yaptı acaba?” diye sorup “Trier yine yaptı yapacağını!” diye alkış tutan hatırı sayılır bir seyirci kitlesi mevcuttu. Olanlar oldu! Halk canavarı besledi, talep arzı doğurdu ve “Yine ne yapmış yahu!” dedirtmek isteyen, gündeme gelmek için film çeken, hedonist çizgisini hiç gizlemeyen bir yönetmenle karşı karşıya kaldık! Bizi, o yönetmenden, öncesinde...
Bir Lanthimos Aristokrasisi: Sarayın Gözdesi
Kynodontas (Köpek Dişi, 2009) ile sert sinemasının ayak seslerini duyuran, The Lobster (2015) ve Kutsal Geyiğin Ölümü (2017) filmlerinde ününü artıran Yunan yönetmen Lanthimos bu kez bir dönem filmi çekerek rüştünü ispatlamış. The Favourite (Sarayın Gözdesi) pervasız ve tanımlanması güç bir film olarak anılabilir. 18. Yüzyıl İngiltere’sinde geçen filmde, üç kadın ve çevresindeki erkeklerin iktidar...
Kimsesizlerden Karakuzulara: Çukur
Geçtiğimiz sezon ilgiyle takip edilen dizilerden Çukur yeni sezona da iddialı ve sarsıcı bir giriş yaptı. Öyle ki bu ilk bölümün atmosferine dair ülke televizyon dizileri tarihinde yerini aldı diyebiliriz. Bölümün etkisi tepetaklak bir hali olanca güçlü betimlemesiyle açıklanabilir. İzleyicinin kazanmasına alıştırıldığı ve iyiler olarak bellediği tarafın, kısaca özdeşleşilen tarafın kesin bir yenilgisi bölümün her...
Ferit, Seyit, Bit; Bir Tarık Akan Hikâyesi
Sinema sanatının edebiyat ile ilişkisi daima çift yönlü olmuştur. Uyarlanan edebi metinlerin okur-seyir bakışında zenginleşen tarafı, yoruma açıklığı ve her uyarlamanın özgün, yazılı esere uyumu, bir sonraki uyarlamaya dek tetikte bekleyen sinemacıları kışkırtması en belirgin ilişki biçimini tarif etse dahi bir diğer yön, “aksi yön” sinemadan edebiyata geçiştir. Sinemacılar aynı zamanda yazardırlar. Senaryo metinleri -yeğin...
Ahlat Ağacı: Herzenciliğe Giriş!
‘‘Olay, suçlu olanların açığa çıkarılamaması nedeniyle Allah’a, dosya ise halledilmiş sayılarak arşive havale edildi. Tutanak’’i (Herzen’in Suçlu Kim romanının girişi) Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı’nı ele alacağım bu yazıda ilk iş olarak başlığı açıklamak durumundayım. Neden ‘‘Herzencilik’’ dedim? Hayli kişisel bir mesele… Daha doğrusu öznel bir çıkarsama… Kış Uykusu’nu izledikten sonra hislerim arafta...
Kare’yi Gördük mü?
Ruben Östlund’un 2017 Altın Palmiye ödülünü kazanan filmi Kare, ülkemizde Mahsun Kırmızıgül tarafından çekilseydi ve adı da ‘‘Kareyi Gördüm’’ olsaydı eleştirmenler topa tutar, kırk yamalı bohça der, bir koltukta birkaç karpuz taşınmasını görgüsüzlükle yargılarlardı. Östlund ‘‘beceremiyor, o yüzden film yerine kürek çeksin’’ önerisine maruz bırakılır, böylesi bir peşin cezaya çarptırılırdı. Yazdıklarımdan ‘‘Kırmızıgül sinemacılığı pekiyi beceriyor’’...
Dogma 95 Nasıl Uygulandı? Nasıl Uygulanamadı?
Dogmanın Filmlerde Uygulanışı Dogma tür filmlerini, tüm geleneksel ve alternatif anlatıları yasaklayarak film yapımını mümkün mertebe zorlaştırmayı denemiştir. Auteur kuramına karşıtlığını açıkça okuyabileceğimiz dogma, pratiğe tüm bu zorlamalarına karşın yansımayı başarmıştır. Dogmanın kendi koyduğu yasakları yer yer çiğnemesi yahut esnetmesi kabul gören bir görüştür. Burada şu soru karşımıza çıkmaktadır. Dogma filmlere uygulanamayacak denli uçuk muydu?...
Kadını Sevmek ve Öldürmek: Düşman mıdır Bu Yolda Âşık?
İlhan Engin’in 1967’de yönettiği Kadın Düşmanı filmi birçok tartışmaya dâhil edilebilirliği açısından sinema seyircisine son derece zengin bir malzeme sunmaktadır. Evvela gerilim-korku türünde çevrilen filmlerin ülkemiz sinemasındaki gelişimine dair sözler edilebilir. Filmin tarihi, ellilerden atmışlar sonuna değin çekilen benzer filmlerle birlikte ele alınıp yerli westernler ve fantastik film örnekleriyle kıyaslanabilir. Filmde müzik, plastik makyaj kullanımı...
Ne Olacak Şimdi? Gidip de Banka Soyacak Değiliz ya!
‘‘Tükür oğlum babanın yüzüne, tükür tükür’’ yahut devamında gelen ‘‘yaz kızım, iki yüz torba çimento…’’ replikleriyle hatırladığımız; ancak repliklerin hangi filme ait olduğunu tam da çıkaramadığımız Ne Olacak Şimdi 1979’da çekilmiş bir Arzu Film yapımıdır. Yönetmeni Atıf Yılmaz, yapımcısı ise Nahit Ataman’dır. Filme geçmeden Şener Şen’in filmde Şakir adında çapkın bir müteahhidi canlandırdığını not düşelim....