Üzgün Serinlik (Şiir)

Dünyayı pazara yıkmışlar bir öğle üstü, yıkmışlar da

işte sokaklar çarşılar boyu kadınlar göz içleri zılgıt

omuzları haydut akmışlar, dönsün denizden ve şaraptan

dönebilenler sessizce gençliğini kerteriz alanlar

her sabah Leylâ kaldırırlar evden yutulmuş feryat rüzgâr

nasıl tükenmez üzgünlükleri öyle çok harcarlar ki

nereye gidelim der nereden geldiğini söndürerek

ufuk açar bu, mahalle aşiret kapatır. iyidir şiir için

yersizyurtsuz külle gidenin bahtı açık olur bahçeler için

fasulye kabak biber domates güneşe göre ayarlıyor tanrı

bahçeye girecekleri. bir at çekiyor bahçeyi güneşin altından

sonra susuyoruz. dağa karşı susan sular gibi dalgın

 

Üç gün önce ıslatılmış taşlıktan geri kalan terk edilmişlik

üzgün serinlik, taşıma sistemiyle sınıfta kalan çocuk

veli toplantılarının ortasında odaya girdirilen sıkı tutulmuş

güller… adını bilmediğimiz şeylerde en çok ayrılırken

gözlerimiz kalır. gözlerimiz duyar sessizlikleri

kulaklarımız ara renklere, ara sokaklara kabartılır

düşten düşen banyoda çatlayan fayans sesiyle uyanır

halk uyanmazsa ne olur? “folklor şiire düşman” mı olur?

 

Vakitler,

bunu söyleme artık, ağaçların ırmakların alkımların

bozkırından artırarak seni büyüttükleri renksizliğin

şarkısını  çırılçıplak söyle… gerekirse iktidarsız kal

düşürmek için naylon poşetlerle yükselmekte olanı

 

 

Eyyy tabiat, eyy zaman

yıllardır inanın diye size inanmayan bir şeylere sesleniyorum

İlk kez içinde kadın geçmeyen bir şiir yazdım ben.

oysa biliyorum cümlemizde mor mürekkep içindeki yerini

Tanrım! hiç kimse yoksa bir sürgünde uzayan

cumartesilerin boşluğuna sığınarak birlikte kaldıralım

bende bir türlü  birikmeyenlerin kederini.

 

Resim: Edward Hopper

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.