DAVID CRONENBERG’İN YENİ FİLMİ KEFENLER

Kefenler oldukça merak uyandıran bir muamma filmine dönüşüyor; gözetim toplumu, komplo teorileri, paranoyalar vb. teknoloji bağlantılı toplumsal temalar ön plana çıkmaya başlıyor.

Dünya sinemasının en sıra dışı, en özgün sinemacılarından David Cronenberg’in ülkemizde geçen yıl Ankara Film Festivali ve Filmekimi’ndeki gösterimlerinin ardından nihayet geçen ay Başka Sinema dağıtımı üzerinden sınırlı ölçekte vizyona giren yeni filmi Kefenler (The Shrouds, 2024) Cronenberg’in el atması şaşırtıcı olmayan, hatta kendisinden beklenen bir temayı yalnızca Cronenberg kalibresinde bir sanatçının cüret edebileceği bir görsellikle perdeye taşıyor. “Endüstriyel videolar yapımcısı” geçmişi olan Karsh adlı bir işinsanı yüksek teknolojik donanımlı mezarcılık faaliyeti yürütmektedir. Karsh’ın tesis ettiği mezarlıklarda naaşlar özel kefenlere sarılarak mezara konmakta ve bu kefenlerin içindeki cansız bedenler bir çeşit video bağlantısıyla ekranlar üzerinden gözlemlenebilmektedir; yani ölenin yakınları, kaybettikleri kişinin ölü bedeninin dekompoze olmasını gözlemleyebilme olanağına sahip olmaktadırlar. Karsh’ın müteveffa eşi de bu teknolojik kefenlere sarılarak Karsh’ın mezarlığına gömülmüş durumdadır.

Cronenberg, “body-horror” (beden-korku) olarak nitelenen alt-türün en önde gelen ismi kabul edilir. Kefenler’de bir yan karakterin Karsh’a “sen bedenler üzerinden bir kariyer inşa ettin” minvalinde bir dokundurmada bulunmasının Cronenberg’in kariyerini “beden-korku” filmleri üzerinden inşa etmiş olmasına muzip bir gönderme niteliği taşıdığını kaydetmeden geçmeyeyim. Bu en yeni filminde ölü bedenlerin bir “röntgencilik” pratiğinin nesnesi konumuna getirilmesini, ölü bedenlere ölümden sonra ne olduğunun adeta bir röntgenci gibi gözlemlenmesini perdeye getiriyor Cronenberg ve bunu hem filmdeki karakterler nezdinde hem de göstermeden ima etmenin doğrudan göstermekten daha etkili olduğu varsayımını boşa çıkaragelmiş bir sinemacı olarak izleyiciler nezdinde gerçekleştiriyor. Cronenberg özellikle kariyerinin ana evresindeki (1969-1999) filmlerinin çoğunda ve ayrıca Kefenler’den bir önceki filmi olan Müstakbel Suçlar’da (Crimes of the Future, 2022) (*) insanın, teknolojiyle olan ilişkisi üzerinden, toplumsal ve bedensel varoluşunun geçirmekte olduğu ya da geçireceği öngörülen/varsayılan dönüşümün sonuçları, bu dönüşümle ulaşılacak muhayyel yeni aşama üzerine tefekkür etmişti. Kefenler’deki dönüşüm ise kurgusal ve muhayyel bir fantastik dönüşüm değil, bizzat ölümün kendisi ve ölümün ardından bedenin dekompoze olmaya başlaması. Bedenin bu süreç içinde bir üst aşamaya geçmesinin fantastik temsili değil Kefenler’de gördüğümüz, bildiğimiz ölüm sonrası olan biten ama toprak altında gerçekleştiği için genelde algımızın dışında kalan doğal süreç teknoloji sayesinde röntgenlenebilir hale geliyor. Teknolojinin Kefenler’in ana eksenindeki işlevi bu dönüşümü tetiklemesi değil onu röntgenlenebilir hale getirmesi. Adeta Cronenberg bu en yeni filminde, on yıllar boyu fantastik temsiller dolayımıyla tefekkür ettiği spekülatif dönüşümlerin, yeni bedenlerin, yeni aşamaların vb.’nin, ölümün kaçınılmazlığından kaçınma fantezisine indirgenemese de böyle bir fanteziyi de içerdiğini, böyle bir fanteziyle de ilişkili olduğunu hissettiriyor sadık takipçilerine.

Cronenberg filmografisi içinde Kefenler’deki bu yeniliğin ya da farklılığın ardında Cronenberg’in eşini kaybetmiş olması yatıyor olabilir; nitekim bizzat Cronenberg kendisiyle yapılan söyleşilerde bu filmin konusunun ortaya çıkışında eşinin kaybının önemli bir yer tuttuğunu belirtmiş. Ancak Kefenler’i salt bu otobiyografik öğeye indirgeyemeyiz, hatta zaten Kefenler’e içkin tek otobiyografi menşeili öğe Cronenberg’in eşinin ölümü değil. Cronenberg kendisiyle çok daha önce yapılan bir söyleşide çocukluğunda babasının ölümle sonuçlanan uzun süreli hastalığına tanıklık etmiş olduğunu anmıştı. Kefenler’de geriye dönüş sekanslarında Karsh’ın eşinin hastalığına dair de benzer bir süreç yaşanmış olduğunu görüyoruz.

Kefenler ileri teknoloji donanımlı mezarlıkların tanıtıldığı giriş faslından sonraki gelişme faslında farklı sulara da açılmaya başlıyor.  Karsh’ın, eşinin dekompoze olmaya başlamış ölü bedeni üzerinde ne olduğunu anlayamadığı koyu renkli minik şeyler fark etmesinden kısa bir süre sonra, bir gece mezarlıktaki bazı mezarlar gizemli biçimde tahrip ediliyorlar ve Kefenler oldukça merak uyandıran bir muamma filmine dönüşüyor; gözetim toplumu, komplo teorileri, paranoyalar vb. teknoloji bağlantılı toplumsal temalar ön plana çıkmaya başlıyor. Ancak filmin sonuna doğru bütün bunlar biraz fazla dallanıp budaklanıp dağılıyor ve Cronenberg dallanıp budaklanan bu anlatıyı toparlamıyor; toparlayamıyor değil toparlamıyor çünkü bir toparlama çabası hissedilmiyor.

Kefenler bu açıdan bir televizyon dizisinin pilot filmi gibi görünüyor ve işin aslı şu ki menşei gerçekten de kadük kalmış bir Netflix dizi projesinin pilot filminin senaryosuna dayanıyormuş. Netflix’in Cronenberg’in projesine önce sarı şık yakıp sonra neden vazgeçtiği de büyük ölçüde muamma (Cronenberg, Netflix’in projeyi en başta esasen bir yas anlatısı olarak algıladığını ama kendisinin niyetinin bunu aştığını ifade ediyor), Cronenberg’in projeyi sinema filmine dönüştürdüğünde neden pilot film anlatı formunu muhafaza ettiği de. Son çeyreği en azından ilk izleyişte tatmin edici olmasa ve hatta biraz hayal kırıklığı yaratsa da Kefenler günümüzde sinemanın en yaratıcı ve en özgün auteurlerinden birinin eseri olarak yine de -bu kez mükemmeliyetçi olmayan beklentilerle- muhakkak izlenmeyi hak eden bir çalışma.

 

(*) Müstakbel Suçlar için bkz.: https://www.ilerihaber.org/yazar/david-cronenbergin-yeni-filmi-mustakbel-suclar-143404

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.