buğdaylar ateşe verildiğinde öldük biz
bir gazel gibi aşağı iniyordu dağdan atlılar
kör kurşunu dişleyen dostları uyandırmaya
yüzüne türküler sürdüğümüz kızları unutmaya
yazılmış fermanları yırtmaya koşuyorduk biz
hasmın göğsünde közle bıçak varmış bilmedik
bileyledik durduk geceler boyu en acı dualarımızı
hınç ve düşleri dantellere işlendi kadınların
kardeşim, can kardeşim, evimiz dağıldı bizim
kırk gün sürdü birbirimizi sevdiğimizi söylememiz
yektik dağıldık sonra nar gibi toz
yeminler içtik top tüfek artığı atlaslar üzerine
hangi dut ağacında öpüştüysek açık kaldı yaramız
işte orası dilhun dedik
kara köpekler durduğunda nefes aldık biz
gölgemizi boğmaya çalışan o körler efendisi gittiğinde oh dedik
uzak durduk hekimin sürdüğü otlardan tasamıza
durmaksızın namluya sürdük ahımızı
sırtımızda çıbanlarla seviştik sarp yamaçlarda
düz ovalarda günlerce at sürdük yıkılmadık
topuz kadar sert, süngü kadar kesin
hıncımızı yutkunduk, nabzımızı sakladık
upuzun bir suskunluğu alıp kıyama bağladık
yalan ve mikrop,
gazap ve karayılanlar salındı üstümüze, kaçmadık
obamız yakıldığında dilden dile sürüyorduk ağıtları
kimsesiz bulutlar sürükleniyordu aramızda
parlatıp durduk içtiğimiz yeminleri
susuz yollarda hiç yıkanmadık yıldız tozlarıyla
yine de amber ve ıtır koktu saçlarımız
her şeyden evvel delilerimizin başını okşadık
yuvamız şendi bizim
her sabah örgülerini usturayla kesti kızlarımız
keder çok can aldı aramızdan
dört nala geldik ismini haritalardan sildikleri o yanık köylerden
bela şehirlere püskürttük batıl çığlıkları
yüz yıl sürdü güldüğümüz günleri unutmamız
en başta yuttuğumuzu en sona dek tükürmedik
yüreğe kazıdık, küllere yazdık acımızı
bir erkek bir kadına kapı
bir kadın bir erkeğe gökyüzü
baktık umursayan yok, evimiz neresi dedik
yazık ki hiçbir çilingir açamadı kalbimizi dilinden
şen kuşlar vurulduğunda gücendik biz
tülbent ve saçlarını ırmakta yaktı kadınlar
umut koyuyorduk evlatlarımızın ismini ürksün diye zalim kıtaları
aşık attığımız kemikleri yutmaya
ömrü dolmuş oyunun kuralını baştan yazmaya
gül bahçelerinde özgürce uyumaya geliyorduk biz
kardeşim, can kardeşim, ölülerimiz dönecek
sarılacağız onlara
dağlardan gelen asi çoban söz verdi bize
onurla geçen kışımız başarılıydı dedi
alnımız ak, kanımız sıcak
kırık ayna
dolu ambar
süreğen vuslat
kavmimizin dilinde çok eski sevda türküleri
bayrama saydık kavuştuğumuz kucakları
yüzümüzle yüzümüzü okşayabiliyoruz artık utançtan uzak
ilkbaharda bir çiçeğin uzanışını çizeceğiz kayalıklara
ve toprağın göğsüne tılsımlı bir alfabe kazıyacağız
buğdaylar ekilince dirildik biz
hoyrat yalnızlıkları öğütmeye gidiyorduk değirmenlere
nihayet tezeneyi boğazına vurdu dengbej
bir közü dudaktan dudağa gezdirdik hepimiz
işte orası aşk dedik
Resim: Yalçın Gökçebağ


Bir Cevap Bırakın