Közü Öpenler (Şiir)

buğdaylar ateşe verildiğinde öldük biz

bir gazel gibi aşağı iniyordu dağdan atlılar

kör kurşunu dişleyen dostları uyandırmaya

yüzüne türküler sürdüğümüz kızları unutmaya

yazılmış fermanları yırtmaya koşuyorduk biz

 

hasmın göğsünde közle bıçak varmış bilmedik

bileyledik durduk geceler boyu en acı dualarımızı

hınç ve düşleri dantellere işlendi kadınların

kardeşim, can kardeşim, evimiz dağıldı bizim

kırk gün sürdü birbirimizi sevdiğimizi söylememiz

yektik dağıldık sonra nar gibi toz

yeminler içtik top tüfek artığı atlaslar üzerine

hangi dut ağacında öpüştüysek açık kaldı yaramız

işte orası dilhun dedik

 

kara köpekler durduğunda nefes aldık biz

gölgemizi boğmaya çalışan o körler efendisi gittiğinde oh dedik

uzak durduk hekimin sürdüğü otlardan tasamıza

durmaksızın namluya sürdük ahımızı

sırtımızda çıbanlarla seviştik sarp yamaçlarda

düz ovalarda günlerce at sürdük yıkılmadık

topuz kadar sert, süngü kadar kesin

hıncımızı yutkunduk, nabzımızı sakladık

upuzun bir suskunluğu alıp kıyama bağladık

yalan ve mikrop,

gazap ve karayılanlar salındı üstümüze, kaçmadık

 

obamız yakıldığında dilden dile sürüyorduk ağıtları

kimsesiz bulutlar sürükleniyordu aramızda

parlatıp durduk içtiğimiz yeminleri

susuz yollarda hiç yıkanmadık yıldız tozlarıyla

yine de amber ve ıtır koktu saçlarımız

her şeyden evvel delilerimizin başını okşadık

 

yuvamız şendi bizim

her sabah örgülerini usturayla kesti kızlarımız

keder çok can aldı aramızdan

dört nala geldik ismini haritalardan sildikleri o yanık köylerden

bela şehirlere püskürttük batıl çığlıkları

yüz yıl sürdü güldüğümüz günleri unutmamız

en başta yuttuğumuzu en sona dek tükürmedik

 

yüreğe kazıdık, küllere yazdık acımızı

bir erkek bir kadına kapı

bir kadın bir erkeğe gökyüzü

baktık umursayan yok, evimiz neresi dedik

yazık ki hiçbir çilingir açamadı kalbimizi dilinden

 

şen kuşlar vurulduğunda gücendik biz

tülbent ve saçlarını ırmakta yaktı kadınlar

umut koyuyorduk evlatlarımızın ismini ürksün diye zalim kıtaları

aşık attığımız kemikleri yutmaya

ömrü dolmuş oyunun kuralını baştan yazmaya

gül bahçelerinde özgürce uyumaya geliyorduk biz

 

kardeşim, can kardeşim, ölülerimiz dönecek

sarılacağız onlara

dağlardan gelen asi çoban söz verdi bize

onurla geçen kışımız başarılıydı dedi

alnımız ak, kanımız sıcak

 

kırık ayna

dolu ambar

süreğen vuslat

kavmimizin dilinde çok eski sevda türküleri

bayrama saydık kavuştuğumuz kucakları

yüzümüzle yüzümüzü okşayabiliyoruz artık utançtan uzak

ilkbaharda bir çiçeğin uzanışını çizeceğiz kayalıklara

ve toprağın göğsüne tılsımlı bir alfabe kazıyacağız

 

buğdaylar ekilince dirildik biz

hoyrat yalnızlıkları öğütmeye gidiyorduk değirmenlere

nihayet tezeneyi boğazına vurdu dengbej

bir közü dudaktan dudağa gezdirdik hepimiz

işte orası aşk dedik

 

 

Resim: Yalçın Gökçebağ

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.