Adolf Hitler Almanyası’nda 4 Ekim 1933 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen ve 1 Ocak 1934’te yürürlüğe giren Gazeteciler Yasası o günlerde Almanya’daki gazetecilerin çalışmasını kökten değiştirmişti. Bu yasa, Nazi rejiminin medyayı kontrolünün en önemli aracı olmuştu. Ve diktatör Hitler bu yasayla ülke basınını denetiminin almak için ilk adımları atmıştı!
“Bizdeki aydın sınıfını gördükçe öfkeleniyorum, fakat yapacak bir şey yok, çünkü onlar gerekli; böyle olmasaydı köklerini çoktan kazırdık!” Hitler 10 Kasım 1938 günü Münih’te yaptığı bir konuşmada böyle söylemişti. İki yıl sonra onunla bir röportaj yapan Hermann Rauschning’e şu söyledikleri de düşündürücüdür: “Ben akılcı eğitim istemiyorum. Niyetim bilimle ülkemin gençliğini yok etmek değil.” Hitler ülkeyi “teslim aldığı” 1933’ten başlayarak komünistleri, aydınları, sol görüşlüleri, sendikacıları, bilim adamlarını, yazarları ve ülke basınını düşü olan nasyonal sosyalist misyona karşıt görmeye başladı. Özellikle 1933 yılının Mart ve Haziran aylarında çıkarılan “halkı ve ülkeyi korumak” amaçlı yasalarla öncelikle basın kontrol altına alındı. Hitler’e göre, basının toplumu yönlendirme ve etkileme gücü büyüktür, o geçici değil, sürekli kullanılmalıdır! Bu amaca ulaşmak için yayın organları “eşitlenirken”, daha doğrusu bütün basın organları birbirine uydurulurken, basın özgürlüğüne de büyük bir darbe indirildi. Bu girişimlerin hemen ardından, 1934 yılının ilk günlerinde yürürlüğe giren “yazıişleri müdürleri” yasasıyla da gazeteler ve yayınevlerinin çalışmalarını daha yakından denetleme olanağı yaratıldı. Gazetelerde yazıişleri müdürü görevini üstlenecek kişilerin mutlaka “saf kan Alman” ve politik açıdan “çok güvenilir” elemanlar olması koşulu getirildi. Bu süreçte parti kendi adamlarını sorumlu görevlere yerleştirdi. Yeni yasayla Ocak 1934’ten başlayarak birkaç ay içinde özgür yayın yapan birçok gazete kapanırken, binin üzerinde gazeteci de işini yitirdi.
Basın suskun
Nasyonal sosyalistler böylece ülkede yönetimi ele geçirmelerinin daha ilk yılında tüm medyayı çıkarlarına uygun yönlendirmeyi başarmışlardı. Bütün gazeteler hükümetin düzenlediği basın toplantılarına muhabir yollamak zorundaydı. Neyin nasıl yazılacağına da, Hitler’in hemen 1933’ün ilk haftalarında kurduğu ve başına da Goebbels’i geçirdiği ‘propaganda bakanlığı’ karar verecekti. Basından pek karşı tepki gelemedi. Tepki gösterenler de işten atıldı, Almanya’dan kovuldu ya da öldürüldü. Bazı gazeteciler kendiliklerinden başka ülkelere iltica ederken, birçoğu da toplama kamplarına sürüldü. Bunlardan biri de Münih yakınlarındaki, hemen Mart 1933’te kurulan ve nasyonal sosyalist ideoloji karşıtı gazetecilerin yanı sıra sendikacılarla aydınların da atıldığı Dachau kampıydı. Her türlü nümayiş ve protesto da acımasızca ezildi, insanlar içeri alındı. Basının devlet tarafından “denetlenmeye” başlanmasının tek amacı Alman halkını nasyonal sosyalist ideolojiye uygun olarak etkilemenin en kolay yolu olmasıydı.

Tirajı yüksek yayın organları o yıllarda halkın yüzde 82’si tarafından okunuyordu! Hitler yandaşlarının ellerine geçen yayınevleri arasında ünlü Ullstein da vardı. Kitap ve gazete hep Hitler’in korkulu düşü oldu. Onun Almanya’sında bireye yapılan baskı 10 Mayıs 1933’te kitapların yakılmasıyla başladı. Brecht, Dix, Döblin, Einstein, Freud, Heine, Horvath, Kafka, Lessing, Luxemburg, Mann, Marx, Musil, Remarque, Roth, Seghers, Schnitzler, Suttner, Tucholsky, Werfel ve Zweig ateşi boyladı! İnsanların okumaması, düşünmemesi demekti. Gazete ve kitabın silahtan daha güçlü olduğunu çabuk kavrayan Führer, basın özgürlüğüne son vererek tüm demokratik ve liberal güçleri susturmayı başardı! İşte bu korkutma ve sindirme sürecinde seslerini çıkarmak yürekliliğini gösteremeyen gazete sahipleri 1933 yılının Haziran‘ında kurulan Medya Kontrol Meslek Birliği‘nin başına Max Amann adında bir Nazi’nin geçmesine de göz yumdular.
Basın özgürlüğünün sonu
1933 yılında sol görüşlü 250 gazete kapatıldı, sahiplerinin çoğu toplama kamplarına atıldı, 1300 gazeteci işini yitirdi. Olanak bulabilen kendini komşu ülkelere attı. Özgür basınla savaş aralıksız sürdü. 1935’ten sonra “yönetenleri küstüren” veya “basının şerefini lekeleyen” herhangi bir haber veren gazeteler meslek birliğinden çıkarıldı. Hitler’in nasyonal sosyalist devleti böylece birkaç yıl içinde medyayı sadece kontrol etmeyi başarmadı, ne türlü yayın yapacağına da karar vermekle onu bütünüyle ele geçirdi. Aynı süreçte tabii Yahudi azınlığın tüm yayın organlarına da el konuldu. Yayınevleri kamulaştırılırken, karşı çıkabilecekleri düşünülenler başkalarına satmak zorunda bırakıldı. Ülkede gücünü hızla pekiştiren Hitler’in NSDAP partisi zamanla basını amaçlarına uygun yönlendirmeyi başardı.
Propaganda bakanlığının başındaki Goebbels’in tek amacı ilk günden başlayarak tüm basını, radyoları ve her türlü yayın organının düşünce ve görüşlerini baştan sonra denetlemek oldu. Goebbels: “Ben bakan olarak gazeteleri yasaklayamam”, diyordu. “Fakat hükümet basınla baş etmek zorunda kalırsa gereken tüm yöntemleri mutlaka bulacaktır! Bizimle çalışmak isteyene kapımız hep açıktır. Biz ona elimizi uzatacağız ve onun da uzattığımız bu eli kayıtsız şartsız tutmasını bekliyoruz…” Nasyonal sosyalist parti çıkardığı yasalarla, “yönetenlerin korkulu düşü” olan medyayı kendi politik çıkarları doğrultusunda standartlaştırdı! Daha doğrusu ‘boğdu‘. 9 Kasım 1938 gecesi Almanya’da Naziler binlerce Yahudi işyerini yağmaladı, 270 sinagogu ateşe verdi, Yahudileri öldürdü. Kimse sesini çıkaramadı!
1 Eylül 1939’da Hitler Almanyası İkinci Dünya Savaşı’nı başlattı. Basın bu süreçte de Nazi rejiminin tamamen tek sesli bir propaganda aracı olarak işlev gördü. Tüm gazeteler Polonya işgalini insanlarına, Almanya’nın zorunlu kaldığı bir savunma eylemi olarak sergiledi. Naziler savaş yıllarında da Almanya‘da gazetelerin yüzde 36’sını kontrol etti. Savaş sürecinde 60 milyon insan öldü. Savaşı çıkarana kimse karşı çıkamadı, karşı çıkmaya cesaret edemedi.
Çünkü düşünürler cezaevlerinde ve toplama kamplarındaydı!


Bir Cevap Bırakın