Masumiyet Müzesi’nde Yarım Kalan Hikâyeler

Çukurcuma’nın sokaklarında bir sonbahar günü kendi kendime kaybolmuşken, tesadüf eseri tanıştığım ve ileride çok kıymet vereceğim bir arkadaşım o gün Masumiyet Müzesi’ni birlikte keşfetmeyi önermişti. Ben de o hâlde önce kitabı okuyalım, sonra müzeyi tekrar gezelim demiştim.

İlk ziyaretimiz, kitabı okumadan yaptığımız için biraz bilinçsiz, biraz da duygusuz sayılabilirdi. Çünkü müze, aslında roman karakterleri etrafında şekillenen, kurgusal bir kimlik taşıyordu. O kimliği bilmeden vitrinin önünde durmak, camın arkasına bakıp asıl hikâyeyi ıskalamak gibiydi.

Masumiyet Müzesi’nden iki kitap aldık, biri kendime biri ona. Sonra bir söz verdik, kitabı okuyacak, bir yıl sonra müzeye tekrar gelecektik. Farklı şehirlerde yaşıyor olmamız bu fikri daha da ilginç bir hâle getirdi. Kitabı eşzamanlı okumaya, hatta birbirimize sesli okuyarak ilerlemeye karar verdik. Her gün bir bölümü ben, bir bölümü o okuyordu. Seslerimizden yalnızca karakterlerin değil, kendi ruh hâllerimizin de izini sürüyorduk. Sanki Kemal’in takıntısını değil, zamanın içindeki kendi hâllerimizi arşivliyorduk.

Kitabın yarısına kadar, bu disiplin sürdü. Sonra hayat araya girdi; ama o ses kayıtları, o karşılıklı okumalar, müzenin vitrinleri gibi kişisel bir hafızaya dönüştü.

Masumiyet Müzesi, Çukurcuma Dalgıç sokağın köşe cephesinde yer alan eski bir İstanbul evi. Üst katları konut, giriş katı ise geçmişte atölye ya da depo olarak kullanılmış. Yazar Orhan Pamuk, romanı yazarken bu binayla karşılaşmış, satın almış ve romanla eşzamanlı olarak müze fikrini hayata geçirmiş. Biz kitabı eşzamanlı okurken, farkında değildik belki ama yazar da kendi içinde benzer bir eşzamanlılık kurmuştu. Kurmaca ile mekânı, hikâye ile nesneyi birlikte inşa etmişti.

Bugün Çukurcuma’nın estetik bir nostaljiyle parlatılmış hâli ile müzenin içeride sunduğu duygusal yoğunluk arasında tuhaf bir tezat var. Dışarıda antikacılar, kahveciler, fotoğraf çeken turistler varken, içeride 4.213 sigara izmariti, küpeler, tokalar, kırılgan bir saplantının izleri. Müze yalnızca bir aşk hikâyesini değil, Türkiye’nin belli bir dönemine ait sınıfsal gerilimleri, arzu biçimlerini, suskunluklarını da sergiliyor.

Yıllar sonra, Netflix yapımı diziyle Masumiyet Müzesi yeniden gündeme geldi. Diziyi bir gecede, neredeyse soluksuz izledim. Daha önce okuduğum cümlelerin ete kemiğe bürünmüş hâlini görmek farklı bir deneyimdi. Romanın iç monologla kurduğu yoğunluk dizide bakışlara, sessizliklere ve mekânın atmosferine yaslanıyordu. Zaman zaman gözlerim dolmadı desem yalan olur. Ama asıl çarpıcı olan, hikâyenin hâlâ çalışıyor oluşuydu. Yıllar geçse de Kemal’in takıntısı, Füsun’un mesafesi ve İstanbul’un o yaralı zarafeti bir yerden değmeye devam ediyordu.

Belki de bu yüzden kendi kendime şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum, “Herkesin bir Füsun’u vardır”. Bir kişi olarak değil belki; bir dönem, bir eşya veya bir ihtimal olarak. Sakladığımız bir bilet, atamadığımız bir mesaj, dönüp dönüp baktığımız kutudaki bir fotoğraf…

Masumiyet Müzesi roman, müze ve şimdiki dizi hâliyle bize şunu hatırlatıyor: Aşk kadar, onu nasıl hatırladığımız da önemlidir. Ve bazen en büyük hikâyeler, en küçük nesnelerin içinde saklıdır.

Eşzamanlı birbirimize kitap okuduğumuz o arkadaşımla, bir daha yan yana gelemedik. Kitabın sonunu birlikte getiremedik, söz verdiğimiz ikinci müze ziyaretini de yapamadık. Hayat araya girdi demek kolay, ama mesele biraz da zamanın dağılmasıydı. Kemal’in yıllara yayılan bekleyişini izlerken, onun takıntısını anlamaya çalışırken, kendi yarım kalmışlığımızın da bir yerden sızdığını fark etmemek zor olmasa gerek.

Diziyi izlerken Kemal’in ertelenmiş buluşmalarında, vitrinin önünde tek başına duruşunda tanıdık bir duygu vardı. Bizim yarım bıraktığımız sayfalar gibi. Herkesin bir Füsun’u vardır mı bilmiyorum. Ama çoğumuzun bitmemiş bir hikâyesi olduğu kesin. Bazen bir aşk, bazen bir dostluk, bazen de birlikte tamamlanamamış bir kitap olarak kalıyor.

Masumiyet Müzesi artık benim için yalnızca Kemal’i değil, tutulamamış sözleri de hatırlatıyor.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.