2025’TE TÜRKİYE SİNEMASI

Geçen yıl Haluk Bilginer’in başrolleri Feyyaz Yiğit ile paylaştığı ve Can Dostum (Intouchables, 2011) adlı bir Fransız filminin yeniden çevrimi olduğu kaydedilen Yan Yana (tam adı: Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana) 3 milyona yakın izleyiciye ulaşarak yerli film yapımcılarının ve sinema salon işletmecilerinin yüzünü güldürdü. Ancak yine de geçen yıl 28 milyona yaklaşan toplam izleyici sayısı, 33 milyondan fazla bilet satılmış olan 2024’ün gerisinde kaldı. Üstelik yerli filmlerin payı %57’den %55’e geriledi; yani, yerli filmlerin izleyici sayısındaki azalma oranı, yabancı filmlerin izleyici sayısındaki azalma oranından biraz daha yüksek, her ne kadar yerli filmlerin izleyici sayısı yabancı filmlerin izleyici sayısından çok daha fazla olsa da. Bu azalma eğiliminin kalıcı olup olmayacağını söylemek için erken çünkü pandemi sonrasında yıllık seyirci sayıları yıldan yıla inişli çıkışlı bir seyir izliyor; örneğin bu yıl %16 oranında azalma olurken geçen yıl %5 oranında artış yaşanmıştı. Ancak genel olarak seyirci sayısının 2000’lerin başlarındaki düzeye geri dönmüş olduğu söylenebilir. Belki de 2014-2019 arasında yıllık 60-70 milyon bilet satışı gerçekleşen dönemi istisnai bir dönem olarak kabullenmek ve içinde bulunduğumuz her yılı sürekli yalnızca o dönemle karşılaştırmaktan vazgeçmek gerek artık. Şu anda da her hafta yarım milyondan fazla kişinin bilet alıp sinemada film izliyor oluşu göz ardı edilemeyecek bir olgu ve sinemada film izleme pratiğinin gerilemekle birlikte yok olmaktan çok uzak olduğunu ortaya koyuyor. Hatta sinema salonlarına rağbetin nispeten en az olduğu bahar ve yaz aylarında yıllar sonra tekrar vizyona çıkarılan eski filmlerden örneğin animasyon Buz Devri 2: Erime Başlıyor’u (Ice Age: The Meltdown, 2006) 103 bin, Christopher Nolan imzalı bilim-kurgu Yıldızlararası’nı (Interstellar, 2014) 77 bin, Çağan Irmak imzalı yerli yapım Issız Adam’ı (2008) 54 bin kişinin bu filmleri çevrimiçi mecralarda izleme olanağına karşın bilet alarak sinemada yeniden izlemeyi tercih etmiş olması oldukça dikkat çekici.

Geçen yılki yıllık değerlendirmede (*) animasyon filmlerinin gişedeki ağırlığına işaret etmiştim. Bu yıl da benzer bir tablo söz konusu. 2024’te bir milyondan fazla izleyici çeken altı filmden üçü animasyon filmiydi ve yıl boyu vizyondaki tüm animasyon filmlerinin toplam 33 milyon izleyici içindeki payı 10 milyondan fazlaydı. 2025’te bir milyondan fazla izleyici çeken film sayısı dörtte kaldı ama bunların biri yerli yapım Rafadan Tayfa: Kapadokya olmak üzere ikisi yani yine yarısı animasyon filmleri ve yıl boyu vizyondaki tüm animasyon filmlerinin toplam 28 milyon izleyici içindeki payı 9 milyona yakın. Hem önceki yıl hem geçen yıl animasyon filmlerine satılan biletlerin yaklaşık yarısını yerli yapım animasyonlara satılan biletler oluşturuyor. Dolayısıyla yerli yapım animasyonlar yerli sinema içindeki kayda değer konumlarını geçen yıl da korumuş durumda.

Ana akım-dışı yerli filmler içinde ise sinemamızın deneyimli yönetmenlerinden Pelin Esmer, Tayfun Pirselimoğlu ve Özcan Alper’in yeni filmlerini geçen yıl izledik. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Pelin Esmer’e En İyi Yönetmen ödülünü getirmenin yanı sıra, En İyi Film dahil sekiz ödüle layık görülen O da Bir Şey Mi? kanımca Esmer’in en olgun kurmaca filmi ve de izlediklerim arasında bu yılın en iyi yerli filmi. Söke’de otel çalışanı sinefil bir genç kadınla bir festival için otelde konaklayan bir yönetmenin yollarının kısa süreliğine kesişmesinin konvansiyonel anlamda “olay” içermeden perdeye geldiği O da Bir Şey Mi?’de baş kadın karakterinin hüzünlü durumu incelikli biçimde açımlanıyor. Tayfun Pirselimoğlu’nun yeni filmi İdea mekân seçimleri başta olmak üzere sanat yönetimi ve görüntü yönetimi dört dörtlük bir muamma filmi. Boş bir villada bekçilik yapan genç bir adamın bir otobüste bırakılan bir kitabı karıştırmasının ardından kendini Kafkaesk durumlarda bulmasını öyküleyen İdea’nın anlatısının yarı-distopik niteliği muğlak ve örtük biçimde de olsa siyasal çağrışımlara da kapı aralıyor. Sonbahar (2008) ile yakın dönem yerli sinemanın başyapıtlarından birine imza atmanın yanı sıra daha iki yıl önce Karanlık Gece ile de son derece sağlam bir toplumsal-eleştirel film ortaya koymuş olan Özcan Alper’in yeni filmi Erken Kış ise ne yazık ki çok sorunlu yönleri olan bir çalışma. Taşıyıcı annelik olgusuna odaklanan Erken Kış muhtemelen sınıfsal çelişkiler perspektifinden bu olguya yaklaşma niyetiyle yola çıkılmış olmasına karşın bir yandan biyolojik anneliği öncelemek gibi potansiyel olarak sorunlu/tartışmalı bir pozisyonun risklerini içeriyor, diğer yandan evli kadının muhtemel trajedisi düpedüz görünmez kılınıyor; ayrıca kadim orta yaş erkek bunalımı konformist bir hayat sürmüş olmaya dair hüzünle karıştırılıyor.

Geçen yılki değerlendirmemde değindiğim üzere yakın dönem Türkiye sinemasının önemli handikaplarından biri kalburüstü ilk uzun metraj filmleriyle çıkış yapan genç yönetmenlerin bazılarının daha sonra ikinci bir film çekebilme olanağını yakalayamamalarıdır. Geçen yıl bu açıdan şeytanın bacağını kıran isim Vuslat Saraçoğlu oldu. Hastalanan yaşlı bir komşularının bakımını üstlenmek durumunda kalan orta sınıf bir ailenin yaşadığı zorluklar üzerinden “iyi insan” profilini sorunsallaştırmaya yönelen Borç (2018) ile dikkat çekmiş olan Saraçoğlu’nun ikinci uzun metraj kurmaca filmi Bildiğin Gibi Değil festivallerde önceki yıl gösterilmiş olmasına karşın vizyona takriben bir yıl rötarla ancak geçen yıl girebildi. Babalarının ölümünün ardından bir araya gelen üç kardeşin memleketlerinde birlikte geçirdikleri birkaç günü perdeye getiren Bildiğin Gibi Değil birbirlerine karşı birikmiş farklı duygular besleyen kardeşlerin değişken ruh hallerine göre zaman zaman “eğlenceli” bir seyir sunsa da sonuçta bıraktığı tortu itibariyle kasvetli bir film; karakterizasyon açısından çok iyi yazılmış bir senaryo ve bu senaryonun hakkını veren mükemmel oyunculuk performansları üzerinden ilgiyle kendini izlettiriyor.

İlk uzun metraj kurmaca filmi geçen yıl vizyona giren yönetmenlerden biri geçtiğimiz yıllarda çeşitli uzun metraj filmlerde senarist ve/veya yapımcı olarak imzası bulunan Emine Yıldırım’dı. Yıldırım’ın yönetmen koltuğuna oturduğu ilk uzun metraj kurmaca film olan Gündüz Apollon Gece Athena “sanat sineması” minvalindeki bir “hayalet filmi” olarak sıra dışılığı (**) ile dikkat çekici olmasının yanı sıra faili meçhul siyasi cinayetlere ilişkin içerdiği bir yan öykü üzerinden siyasi açıdan duyarlı ve sağlam bir konumda duran bir film olarak da kayda değer.

 

(*) https://ekdergi.com/2024te-turkiye-sinemasi/

(**) Gündüz Apollon Gece Athena‘yı Japon hayalet filmleriyle ilişkilendirerek ele alan bir inceleme için bkz.: https://ekdergi.com/gunduz-apollon-gece-athena/

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.